Çok Şey Yarım Hâlâ (Ayşe Sarısayın)

Yolculukta okuduğum kitaplara eklendi: Çok Şey Yarım Hâlâ. Daha önce Edebiyat Günü dolayısıyla okulumuzda da ağırladığımız yazar Ayşe Sarısayın’ın babası Behçet Necatigil’i anlattığı ve özlemini başlığa taşıdığı anıları… Hem şair Behçet Necatigil için hem yazar Ayşe Sarısayın için dikkate alınası kaynak kitaplardan olmuş… Paylaşılan bütün bilgi ve anılar, ya başka yazarların bağlantılı yazılarıyla ya da doğrudan Necatigil’in şiirlerindeki karşılıklarıyla bir arada verilmiş ve çokça fotoğraf kullanılmış. İlk baskısı 2001’de çıkmış kitabın son bölümü Necatigil’in hastalık dönemine ayrılmıştı. O satırları, hastanede babamın yanı başında okumak durumunda olmak farklı geldi biraz!

“Çok Şey Yarım Hâlâ”, kitap adı olduğu halde, kapakta bile tırnak içinde yazılmış çünkü Behçet Necatigil’in bir sözünden mülhem kullanılmış. Ayşe Sarısayın, babasıyla yaptığı sohbetlerden aldığı hazla, arkadaşlarıyla vakit geçirmekten aldığı haz arasında, birinden diğerine geçme eşiklerinde yarım kalan bir şeylerden söz ederken bu sözü kullanır:

“Aklımın bir kısmını onun yanında bırakarak -Tanrım, neden her şey yarım kalıyor, neden hiçbir şeyden vazgeçemiyorum! Babam bunu da yazmıştı galiba: Her şey yarım yârim”

“çekingen, tutuk, saygılı” behçet necatigil

Behcet Necatigil

Üniversite birinci sınıfta kendisi de şair hocalarımızdan Raif Özben, her öğrenciye bir şairin bir şiir kitabında imgelere kafa yorma ödevi vermişti. Sınav değerinde bir ödevdi. Benim şairim Behçet Necatigil ve şiir kitabı Arada idi. O ödevle ben, 18 yaşımda bir başucu şair olarak Behçet Necatigil’i tanıdım, çok sevdim, kendime yakın buldum, diğer kitaplarına sardım ve ayrıca “imge”yi kavradım. Ayşe Sarısayın’ın Çok Şey Yarım hâlâ kitabında karşılaştığım Behçet Necatigil, belki o nedenle bana hiç yabancı değildi. “Sevgilerde” şiirinde betimlenen “çekingen, tutuk, saygılı” adamın yazdığı hemen her dizesinin hayatta attığı hemen her adımla bir bağı olduğunu görmek, yaşadıklarının derinlerde bıraktığı izlerin sözcüklerde açığa çıkma biçimlerine tanık olmak yer yer şaşırtıcı oldu yine de…

“Hem ben ne yazdımsa ağırlığı altında

Ezildim de yazdım.” (“Behçet Necatigil, “Kısık”)

Çok Şey Yarım Hâlâ, aynı adamın dostları, ailesi ve olmazsa olmaz temalarından “evler”le kesişen bir yol alış hikâyesidir, aynı zamanda. Kendini en iyi yazarak ifade eden, hayatın içinde daha çok sorumluluklarını aksatmadan yerine getirmeye çalışan, çok kaynaştığı az sayıdaki insana dokunuş hariç dinlemeyi anlatmaya, susmayı konuşmaya tercih eden bir adam, sevince duygusunu nasıl dışa vurur, kız isteme fasıllarının, hasta insanlarla bir arada yaşama süreçlerinin yahut bizzat kendi kronik hastalığının, bazen hayatın dayattığı zorunlulukların veya yorgunlukların içinden nasıl geçer derseniz, okunası bir kitaptır.

Behçet Necatigil

Selma ve Ayşe Sarısayın’ın babası Behçet Necatigil de sevilesi: Çocuklarına düşkün bir baba olmanın ötesinde eli kalem tutan bir baba olarak alışılmıştan bir parça farklı Necatigil. Çocuklarına yaş özelliklerine uygun bir anlatım dili tutturarak ve mutlaka uyaklı birkaç dize de ekleyerek minik minik mektuplar yazıyor meselâ. Küçük Ayşe için adı Cimbil olan hayâlî bir fare var ediyor ve Cimbil’in maceralarını paylaşıyor. (Büyümüş Ayşe Sarısayın üniversitede okurken eli mutfağa yatkın ve anlayışlı babası olarak bir Necatigil portresini merak edeceklere, şurada bir örnek…  )

Bu arada bizim imge konusunu işlerken kullandığımız “Ekmek Kırıntıları” şiirinde Hansel ile Gretel masalına gönderme yaptığımız “renkli taşlar”ın Ayşe Sarısayın ve ablası için mutlu çocukluk anılarına karşılık gelmesi de gülümsetti. “Şiirin anlamı şairin karnındadır!” sözünü hatırladım bir daha:

Benim de arkamda

Renkli taşlar olsaydı

Çocukluğuma giden yolu

Bulmam kolay olurdu

edebiyatın içinde şair behçet necatigil

Hayat hikâyesi edebiyat dünyasından birine ait olunca, edebiyat çevreleriyle bağlantısız anlatmak mümkün olmaz kuşkusuz. Ayşe Sarısayın, hayatın farklı dönemlerinde, evlerinde veya sosyal hayatta babasının edebiyatçı arkadaşlarıyla bağına tanıklık etmiş şanslı çocuklardandır. Kitapta, Necatigil’in çevresinde yer alan isimlerden Tahir Alangu, Rauf Mutluay, Oktay Akbal, Selim İleri, Hilmi Yavuz, Yüksel Pazarkaya, Demirtaş Ceyhun, Naim Tirali, Sait Faik, Salah Birsel vb. ile paylaştıkları edebiyat ve sosyal hayat anektodları yer yer kızının gözlemlerinden yer yer bu isimlerin yazılarından ve fotoğraflar üzerinden aktarılmış. Tahir Alangu ile Rauf Mutluay, anılarda özel bir yer tutuyor.  Hilmi Yavuz da hem öğrencisiyken hem de sonrasında Behçet Necatigil’in çok sevdiği ve değer verdiği bir isim olarak anlatılıyor kitapta. (Biz de birkaç yıl önce Hilmi Yavuz’u okulumuzda ağırladığımızda, onun Necatigil ailesiyle bağını, Necatigil’in eserlerinin ölümünden sonraki arşivi ve yayınlanmasıyla ilgili süreçleri program sonrası özel sohbet faslında dinlemiştik.)

Behcet NecatigilKitapta paylaşılan ev içi fotoğraflarından biri…

O anılarda da her yerde olduğu gibi, edebiyatçı dostlarının yanında da ölçülü, dingin, edebiyatın günlük dedikodularından uzak, aklı sadece edebiyatın kendisinde olan adam kimliği yerini almış.

Edebiyat demişken… Edebiyatla hayatın buluştuğu ilginç bir alışkanlığı varmış Behçet Necatigil’in. Bulunduğu sosyal ortamları betimleyen, bazen öven, bazen tatlı tatlı hicveden bir kaside yazıyormuş. Bu, bir arkadaş muhabbeti de olabilir, bir torunun doğumu da…

Eserleriyle ön plana çıkmış kişilerin kaçta kaçı özel hayatlarına dair ayrıntıların bilinmesini ister? Tartışmalı bir konudur. Ben belki çok sevdiğim için pek bir merakla okudum, baba, eş, öğretmen, şair, çevirmen ve dahi “medar-ı maişet” olarak nitelediği Türk Edebiyatında İsimler Sözlüğü yazarı portresinin arkasındaki “insan” Behçet Necatigil’i ve çok sevmeye devam ettim. “Hikmet burcu”ndaki Behçet Necatigil’in yorumunu babama da okudum. Hayatı bi parça okumuş, çözmüş ve dışından dahil olmayı yeğlemiş insanların burcu! Gerçi Necatigil, şiir burçlarından söz etmiş ama olsun!

*** Ayşe Sarısayın, Çok Şey Yarım Hâlâ, Yapı Kredi Yayınları, 2011 (2.baskı)

Behçet Necatigil
Behçet Necatigil, Kabataş Lisesi’nde düzenlenen Edebiyat Günü’nde.

Ayşe Sarısayın

Babasının katıldığı bir Edebiyat Günü duyurusunu kitabında paylaşan Ayşe Sarısayın, 2011’de fotoğraftaki sırayla Özcan Karabulut, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Fürûzan, Nursel Duruel, Işıl Özgentürk, Feridun Andaç, Sibel K.Türker ve kadraja girmemiş Cemil Kavukçu ile birlikte okulumuzun Edebiyat Günü’nde, babasının izinde…

Ayrıca bakılabilir: 2016’da Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın düzenlediği Sevgilerde-Behçet Necatigil Yüz Yaşında sergisi şurada...

derkenar:

Geçtiğimiz iki hafta içinde iki dileğim olmuştu: Denizi özledim, bi Amasra’ya mı gitsek, şöyle deniz havası alıp dönsek ve bu çilekler ne ki, köyde annemin diktiği çileklerden olaydı şimdi, şeklinde iki masum dilek!.. İkisi de oldu ama gerçekleşme nedenine bakınca elbette olmasın isterdim. Babam rahatsızlığı dolayısıyla hastanede yatınca hem Rize’de içinden deniz geçen üç gün geçirdim hem de dönüş yolunda annem kocaman bir lahana yaprağında taze köy çilekleriyle beni uğurladı. Bu üç güne bir de babamın yanına giderken okumak üzere yanıma aldığım bu kitap sığdı. Babalar ve kızları bilinçli bir seçim değil, tevafuk sadece. Birkaç gün önce anı türü -yukarıda linki var- için bir metin ararken, Çok Şey Yarım Hâlâ aklıma gelmişti ve bir metin seçmiştim. Gerçi o sırada babam da hastaneye yeni yattığı için bilinçaltım kitaplığın o köşesine yönlendirmiş olabilir, bilemem. Yola çıkarken de bana eşlik etti, iyi oldu.

Soru... Katkı...