Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupéry)

Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupéry) yıllar önce okuduğum, o nedenle de bir iki yıl önce tekrar ön plana çıkıp üstelik bir endüstri nesnesine döndüğünde dur bi daha okuyayım deme gereği duymadığım bir kitaptı. Tekrar okuma nedenim, tamamen minik yeğenimin bana geldiğinde en sevdiği şeyi yapıp boyunun yettiği sıradaki kitapları tek tek yere atmasıyla bağlantılı… Küçük Prens de bu performanstan nasiplendi ve Masal gittikten sonra, kitabı kaldırıp yerine koymadan önce  kendimi bir koltuğa gömülmüş, kitabı bi daha okumuş halde buldum. Keyifliydi.

Küçük Prens, bir çocuk kitabı olarak görülse de ait olduğu masal evreninin en azından ortaya çıktığı zamanlardaki varlık nedeniyle aynı noktada buluşan önemli bir özelliği vardır: İnsanlara gerçeği en yalın ve çarpıcı biçimde anlatmak ve o gerçekten bir pay çıkarmasını sağlamak. Bugün ibre çocuklardan yana dönmüştür ve yazar da bunun farkında olduğu için, büyüklere ince bir dokundurmayla, ithafında ufak bir değişiklik yapmıştır:

Leon Werth için

Bu kitabı koskocaman bir adama adadığım için küçüklerden, beni bağışlamalarını dilerim. Ama önemli bir özürüm var: şimdiye kadar bu adamdan daha iyi bir başka dostum olmadı.  İkinci özürüm de şu: bu adam her şeyi değerlendirebilir. Çocuklar için yazılmış kitapları bile. Sonra, üçüncü bir özürüm daha var: bu adam Fransa’da oturuyor şimdi, aç üstelik açıkta. Avutulmak ister. Bütün bu sayıp döktüğüm özürler yetmezse ben de kitabımı onun bir zamanki çocukluğuna adarım tabii. Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular (gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya.) İşte gerekli değişikliği yapıyorum:

Çocukluk günlerindeki LEON WERTH için

Küçük Prens

bir çocuk, bir gül, bir tilki, büyüklere ne anlatır?

Büyük Çöl üzerinde uçarken uçağı arızalanan pilot anlatıcı, çölde uçağını tamir etmeye çalıştığı günlerde bir gün karşısında bir çocuk bulur. Doğrudan sorulduğunda kendisine dair bir şey anlatmayan çocuğun kendi sorularından ve çıkarımlardan ortaya çıkar ki o, minicik ve volkanik özellikleri olan gezegenini ve özenle büyütmeye çalıştığı gülünü bırakarak başka yıldızlara doğru bir yolculuğa çıkar. Sonra yolu bizim gezegende Büyük Çöl’e düşer. Pilotun karşısına çıktığında dünyada bir yılını tamamlamıştır, geri dönecektir. Çölün ortasında uçağı arızalanmış pilot ile özellikle arkadaş olduğu bir tilkinin emek ve bağlılık üzerine anlattıklarından sonra gezegende yalnız bıraktığı gülünü özlediğini fark eden küçük prensin sohbetlerinde bahsi geçen ayrıntılar, bu “novella”nın özünü oluşturur.

Her sohbet, dünyaya ve insana dair yeni bir dikkate kapı aralar: Küçük Prens’in altını kalın kalın çizdiği “gerçek”; insanların büyüdükçe, hayallerinin ve ufuklarının hatta iyilik, dostluk ve doğa bilinçlerinin nasıl sınırlandığını, bakış açılarının daraldığı ve gerçeklik algılarının nasıl değiştiğini anlatır. Çocuk sık sık büyüklerin tuhaf olduklarını düşünür. Küçük Prens’in “küçük prens”i, resimleri yorumlayışı ve yönelttiği sorularla, çocuk masumiyetinin ve henüz törpülenmemiş hayallerinin sınırsızlığında ne kapılar açılabileceğini gösterir. Fanus içinde korumaya aldığı ve yetiştirmeye çalıştığı “gül”, hem güzelliğin hem bir şeye emek vermenin ve bir şeyi koşulsuz sevmenin paha biçilmezliğini hissettirir. Masalların “kurnaz” tilkisi, burada pragmatist bir yaklaşım sergiler ve küçük prensten kendisiyle arkadaş olmasını ister. Böylece birbirlerine bağlanacak ve birbirleri için biricik olacaklardır.

Küçük prensin mini minnacık gezegeni, onu her daim  koruyacak çabalar verilmezse, yaşamaya çok da uygun koşullar içermez. Yayılmaya elverişli zararlı baobap ağaçlarının hep ayıklanması, volkanların hep temizlenmesi hem insan için hem gezegenin geleceği için elzemdir. Bir yerlerden tanıdık geldi!

Antoine de Saint-Exupéry

Antoine de Saint-Exupéry

gerçekler demişken…

Kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupéry ile metindeki bazı ayrıntılar arasında bazı ilişkiler kurulur:

Bildiğimiz şu ki, Saint-Exupéry 2. Dünya Savaşı sırasında pilottu. 1935 yılında bir hız rekorunu denerken, tıpkı kitabın anlatıcısı gibi Sahra Çölü’nün ortasına düştü. Araştırmacılara göre kitap için yazara ilham veren karısı Consuelo da ‘Küçük Prens’in gezegeni gibi volkanlarla dolu olan El Salvador’da yaşıyordu. Ve tıpkı Küçük Prens’in gülü gibi bitmek bilmeyen istekleri ve korunma arzusu vardı.

Saint-Exupéry, 1944’te Güney Fransa’da Alman askerlerinin hareketlerini uçağıyla izlemekle görevlendirilmişti. O da Küçük Prens gibi ortadan kayboldu. Yıllar sonra onunla ilgili yalnızca iki ipucuna ulaşıldı: Bir balıkçının  Marsilya’da bulduğu künyesi ve uçağının bazı parçaları.(Zeynep MiraçKüçük Prens, Büyük Aşk)

küçük prens çevirilerinde atatürk… diktatör!… lider!… önder!…

İlk baskısı 1943’te yapılmış, metni gibi sulu boya çizimleri de Antoine de Saint-Exupéry imzası taşıyan Küçük Prens’in bizde ilk çevirisi 10 yıl sonra Ahmet Muhip Dıranas tarafından yapılmış. Benim okuduğum baskı da eskice sayılır: 1995 (Can Yayınları, Tomris Uyar çevirisi). Çeviriye sözü getirdim çünkü dönem ve yayınevi anlayışını yansıtan bir ayrıntı dikkat çekici:

Küçük Prens

Merak edip Project Gutenberg’de Küçük Prens’in özgün metnine baktım. Atatürk denmese de tanımın adresi Atatürk için kullanılan ifade “dictateur turc”.

Özgün metinde geçen “dictateur” ifadesi, söz konusu Atatürk olunca az biraz yayınevi tutumuna bağlı çevrilmiş görünüyor: Diktatör olarak da lider olarak da çevrilmiş. Elimdeki baskıda, “Türk önderi” ifadesi tercih edilmiş. (Çeviri yaklaşımları için bakılabilir: “Birinde Lider, Birinde Diktatör”)

*** Antoine de Saint-Exupéry, Küçük Prens, Can Yayınları, 1995 (Çeviren: Tomris Uyar)