Üslûp, Kusur, Sıradışılık, Ayrışma

Elif Şafak’ın Aşk’ıyla ilgili yazdığım metne düşülmüş bir yorum notu gördüm blogumda. Dün gönderilmiş. Bir de Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sını okumamla ilgili bir öneri yapılmış… Not kayda değerdi. Yanıtlarken, çok önceden zaten okuduğum bu romanda unutmadığım bir bölümden (üslûp ile ilgili) bahsettim. Dayanamadım, bugünün notu olarak da yazmaya karar verdim.

“Üç Üslûp ve İmza Meseli”, üslûpla kusur arasında bağ kuran bir metin. Demeye getirilir ki: Kusur; olmaması gerekendir, sıradan ayrılandır, sırayı bozandır, aykırılıktır. Aykırı düşen, sıradışı olansa, aslında kendine özgü bir nitelik taşır. Bu kendine özgülük, diğerlerinden ayrışan bir üslubu da beraberinde getirir.
divanguzeli

Mesel/masalların ilkinde, nakşa meraklı bir hânla çok sevdiği Tatar kızının aşklarının nakış nakış resmedilişi anlatılmış. Nakkaş, hânla sevgilinin övgüleriyle gururlanınca, eskileri kusursuzca taklit ederek yaptığı resimlere, kendinden bir iz kalsın diye yeni bir şeyler eklemiş. “Oysa, usta nakkaşın yaptığı bu yenilikleri, kişisel üslûp izlerini, han ile sevgilisi birer kusur olarak görüp huzursuz olmuşlar.” Sevdiğini nakkaştan kıskanan hân, nakkaşın tüm merakının sadece yeni bir şeyler denemek olduğunu kavradığında çok geç kalmıştır, çünkü onu öldürtmüştür.

İkinci mesel/masalda, yine böyle mutlu mesut bir padişah ve sevdiği eşi vardır. Ancak genç güzel eşin gönlü, padişahın diğer eşlerinden birinin oğluna kaymıştır.Oğul da sever ama utanır; duygularını nakkaşhanede nakışlara döker. Güzel resimler yapar. Genç ve güzel hatun, bu nakışların, sahibinden kalıcı bir iz taşımasını önerir. Oğul da bir resme kendince saklı bir imza atar. Yaşlı padişah, bunu fark ettiğinde, içinden “bu bir kusurlu resim” diye geçirir. Çünkü, ustaların yaptığı çizimlerin hiçbirinde böyle bir aykırılık, kusur(!) yoktur.

Üçüncü mesel/masalda, padişahın kızıyla evlenebilmek için yarışa giren üç yetenekli nakkaş vardır.Bunlardan ikisi, resimlerine kendilerine özgü, belli belirsiz izler yerleştirdikleri için elenerek sürgüne gönderilirler. Üçüncünün nakşında kendinden katılmış bir şey yoktur. Düğün hazırlıkları başlar. Genç kız tüm gün, son resme bakar ve:

Akşam karanlığı çökerken babasının yanma çıkmış: “Eski üstatlar, harika resimlerinde güzel kızları Çinliler gibi çizerlerdi ve bu Doğu’dan gelen şaşmaz bir kuraldır, evet doğru,” demiş. “Ama birini sevdiklerinde bu güzelin kaşına, gözüne, dudağına, saçına, gülüşüne, hatta kirpiğine sevdikleri güzelden bir iz, bir şey koyarlardı. Resimlerine yerleştirdikleri bu gizli kusur, onların aşklarının ancak kendilerinin ve sevgililerinin bilebileceği işareti olurdu. Ata binen güzel kızın resmine bütün gün baktım, babacığım, benden hiç iz yok onda! Bu nakkaş belki bir büyük usta,, hem de genç ve yakışıklı, ama beni sevmiyor.”

Sözün özü:

Yeni, farklı olandır. Taklit edilerek tekrarlanansa bir süre sonra kurala dönüşür. Üslûp, toplamdan farklılaşmayı ve kişiselliği gerektirir. Her ne kadar aşağıdaki satırlarda, bunun tersi (!) söylenmek istense de:

“Birinci hikâye üslubun bir kusur olduğunu gösterir,” dedim,  “İkinci hikâye kusursuz resmin imza istemediğini gösterir. Üçüncü hikâye de, birinciyle ikincinin aklını birleştirir ve o halde imza ve üslûp kusurla küstahça ve aptalca böbürlenmekten başka bir şey değildir, bunu gösterir.”

Cevdet Bey ve Oğulları’nı ilgiyle, Beyaz Kale’yi hayranlıkla okumuştum. Kara Kitap’ı doktora hocamla da paylaşmıştım ve hocam bana tüm zarafetiyle (“azîz kızım”), kitap hakkında düşüncelerini paylaştığı bir mektup yazmıştı. Onun ilgisini özellikle Şeyh Galip göndermeleri çekmişti. Kara Kitap ve sonra gelen kitaplarla birlikte Orhan Pamuk, “okudum” denen ama nedense “okunamayan” yazarlar kontenjanından epey popüler olmuştu. O popülerlikte soğuduğum bir yan vardı. Sonra… Benim Adım Kırmızı, Öteki Renkler, Masumiyet Müzesi… Bunları da okudum. Kar ve Yeni Hayat ise hayatın hengâmesinde arada kaynadı gitti, okuma fırsatım olmadı. Galiba benim yeni bir hayatı özlediğim zamanlara denk gelmişti; meslekî okumalardan öte geçemediğim zamanlardı bir de… Orhan Pamuk’un çokça tartışılan sözleri, bakış açısı, Nobel ödülü vs. vs. Her neyse… Hakkında yazı gördükçe okuduğum; yeni bir kitabı çıkarsa merak ettiğim ve sadece edebiyatçılığıyla ilgilendiğim bir yazar olarak, bende bir karşılığı var.

(Tüm bu hatırlamalar için, yorum sahibine teşekkürler)