Lâ Sonsuzluk Hecesi (Nazan Bekiroğlu)

Nazan Bekiroğlu’nun Lâ Sonsuzluk Hecesi kitabı üzerine mi yazmalı mı; Trabzon günlerinin hatırasına, Nazan Hanım’ın Lâ arayışını mı anlatmalı? Bilemedim.

Lâ: Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestîsi. Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de Lâ ile başlar: Lâ ilâhe Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir: İllallah.

Lâ Sonsuzluk Hecesi, Adem ile Havva’nın yani insanın öyküsü…

Filbahri ağacının gölgesindeki Adem, görkemli dumansız ateş “büyük ayartıcı”, Cennet, Havva, yasak meyve, yeryüzü, Serendip Yolu, kızıl yeleli at, Kabil ve Habil… İlgiyle ve merakla okudum.

“Adem’in hikâyesini hatırlayan herkes, her şey kendi başından geçmiş gibi olur.”

En çok Kelimeler Kitabı’nın anlatılışından ve Adem’in “bütün isimlerin emanetçi efendisi” oluşundan etkilendim. Bütün bir metnin  temel kurgusu, o “kelime”lerin yeri zamanı geldiğinde, zihne dökülüşüne dayalıydı. İdea ile madde arasındaki ezelî felsefî problemin Nazan Hanım’ın beyninde durulaşmış biçimi: “İdea” asıldır, “madde” arkadan gelir.

Lâ Sonsuzluk Hecesi, bir roman gibi ama değil gibi… Yorumu öyküsünden geniş bir kıssa da değil gibi… “Mesnevîler bizim romanımızdır.” yargısına eş bir metin türü denenmiş ve çok da yakışmış:

“Kıssa üzerinde düşünürken, romanla mesnevî arasına düşmüş bir kalemle hikâyet ettim, bunca harfi ardı ardına o kalemle ekledim.”

Lâ Sonsuzluk Hecesi

Lâ’yı bir de tanıdığım Nazan Hanım’a duyduğum sevgiyle okudum. O yüzden, ister istemez iki katmanlı bir okuma oldu. Satır aralarında, “akıl”lı Nazan Hanım’ın, “kalb”iyle anlatmayı denediği bir arınma öyküsünün izini sürdüm

İnsan olan her hesabı aşar da bir kendi sözcüklerinin ağırlığı altında ezilir.”

Kitap boyunca, Nazan Hanım, yasak ağacın önünde, “neftî gölgeli, incecik elli büyük ayartıcı”nın karşısında, “büyük yaratıcı”nın yanıbaşında, ince bir ayarda…“Bütün bunları aklım almıyor. Ama kalbime sığıyor.” Bu tümce, kendine dair. Şu tümce ise, Habil’i öldürme yoluna girmiş, her şeyin sorumlusunu, kendisini o vadiye yönelten Allah’ta bulan Kabil’e söylenendir: “Aklın almıyorsa, dedi, Adem, ey oğul, kalbine de mi sığmıyor?”

Nazan Hoca ve ben aynı ortamda uzun yıllar çalıştık. Farklı dillerimiz ve ufuklarımız vardı. Buna karşılık, insanî değerlerde birleşen ortak bir duyguya sahiptik ve bence en güzeli de buydu. Çok uzun bir zaman önce, bir telefon konuşmasında,  bulduğum ilk sıcak sese ağladığım bir zorlu zamana kendisi de denk gelmişti ve beni teselli etmişti. Son hatıra budur.

***Güncelleme /22 Nisan 2018: Nazan Bekiroğlu ile 2016’da İzdiham Dergisi’nde yayınlanan bir röportajdan:

İzdiham: La’da yaratma konusunda birçok cümle yazmışsınız, okuyunca aklıma bir soru geldi; sizce Allah neden yarattı?

 

Bunun “bence”si olmamalı. “Ben de”si olmalı ancak. Lâ’nın edebi bütünlüğü içinde “ben de” sûfi gelenekte aşk hadisi olarak kabul gören meşhur hadise dayandım: “Gizli bir hazineydim, bilinmeyi murad ettim”. Bu hadisin kaynağı tartışmalıdır malumunuz. Ancak varlığın nedeni noktasında sûfi gelenek bu yorumdan hareket eder, diğer bütün yorumlar bunun üzerine inşa edilir.

*** Nazan Bekiroğlu, Lâ Sonsuzluk Hecesi, Timaş, 2008

4 Yorum: “Lâ Sonsuzluk Hecesi (Nazan Bekiroğlu)

  • Kağıttan Gemiler

    10/07/2009 at 12:25

    Süper. Çok fazla inceleyemedim. Yemekten dönünce şöyle sağını solunu kurcalarım artık.
    Elinize sağlık. Görüşmek üzere. Selamlar

  • elifin günlüğü

    10/07/2009 at 12:54

    Teşekkür ederim. Siz yemekten dönünceye kadar, ben keşif yapacağım diye sayfayı bozmam umarım :)

  • Kağıttan Gemiler

    10/07/2009 at 14:11

    Yemekten döndüm sayfa hala yerli yerinde idi :))
    Çok sevindim, azminizi ve başarınızı takdir etmemek mümkün değil. Umarım uzun soluklu olur, gelir gider yazılarınız okur, sizden yeni yeni şeyler öğreniriz.
    Mor rengin yanında yeşil de favori renklerimdendir. Dinginlik ve sadeliktir yeşil benim için. Bir de ustalığın, ermişliğin rengidir.
    Şimdilik hoşçakalın.
    Selamlar

  • Çok güzel bir yazı ve çok güzel site sizi tebrik ediyorum bu sitenin sıkı takipçisi olacağım artık

Comments are closed.