Layhar’ın Çocukları… Bir Külhan Geleneği…

İskender Pala’nın son romanı Katre-i Matem, Osmanlı’nın toplumsal hayatına ilişkin ilginç ayrıntılarla yüklü bir kitap. Dönemin akıl hastalarını iyileştirme yöntemleri, külhanbeylerinin yaşantısı, insanı okurken dahi rahatsız eden hapishane usulü konuşturma uygulamaları, yeniçeri kahvehanelerindeki sohbetler, lâle borsası vs. Akıp giden, merak uyandıran bir öyküsü var kitabın. Buna karşılık, akıp gitmeyen, durup öğrendiğiniz çokça da bilgi… Layhar’ın çocukları da bunlardan biri. Bu, iki “kimsesiz” olarak Kara Şahin’le Topaç Yeye’nin ve onlar gibilerin birbirinin kimsesi olduğu bir ritüel… Külhanbeylerinin pîri sayılan ve Gazneli Mahmut zamanında yaşayan yarı meczup Layhar’ı da anan bir tören…

Layhar'ın çocukları

“Layhar’ın çocukları!.. Burası baba yurdudur. Burada senin, benim yoktur. Hepiniz kardeşsiniz. Bir anadan bir babadan olanlar birbirlerini boğazlarlar; oysa analarını babalarını bilmeyen Layhar’ın çocukları birbirini tek vücut bilirler. Kardeşine iğne batırıldığında acısını kendi vücudunda duyacaksın. Bu kefene sağlığında girenler ölünceye dek birbirlerini ayrı görmezler. Bu, ikilikte birliktir. Bu senin sağ elindir, sen de bunun sol elisin.”

Layhar’ın “çocukları”, bugünün köprü altı çocukları gibidir. Yoksul ve kimsesizdir. Bir yanıyla da günümüzün kabadayılarına, “ağır abi”lerine eş işler peşindedirler. Hamam külhanında yer almak, onlar için, yemek ve barınma gibi temel gereksinimlerini karşılayabildikleri bir ortama sahip olmaktır. Külhandan birisiyle ritüel eşliğinde özel biçimli bir gömlek birlikte giyildiğinde, artık o kişiyle kardeş ve sırdaş olunur.

Şahin’le Nakşıgül’ün ve Yusuf’la Şehnaz’ın hüzünlü öykülerine dair notlar da roman bitince… (Bitti: “Bir Lâle Devri Romanı…Katre-i Matem”)

Güncelleme/ 22 Nisan 2018:

Külhanbeylerine ve “Layhar’ın çocukları”na dair ayrıntılı bilgilerin yer aldığı bir makale okudum: “Külhanbeyi Kavramı Üzerine”(Sarper Yılmaz). Bu makalede aktarılan bilgiler arasında, Ebuzziya Tevfik’in  Rodos’taki sürgünlük döneminde tanıdığı külhanbeyi Sami’nin anlattıkları da vardır. Aşağıdaki alıntı da bu kitaptan aktarılmış:

“Sami kendi hayatı ile birlikte külhanbeylerinin oldukça ilginç olan hikayesini Tevfik’e ayrıntılı olarak anlatır. Anne ve babasını kaybettikten sonra birçok işe girip çıkan Sami sonunda barınacak bir yeri kalmayınca külhanbeylerinin deste başı olan Gedikpaşa hamamı külhanındaki Pat Burun İbrahim’e başvurur. Ancak külhana kabul edilebilmek için bir ön şart vardır. O gece külhanda helva ve pilav pişirilmelidir ve bunun için gerekli malzemeyi külhana kabul edilecek çocuk bir şekilde bulmak zorundadır. Malzemeyi temin eden çocuk bunu külhancıya teslim eder. Bununla akşam yemeği hazırlanır, aday çocuk yemeğe katılmaz ve herkese su servisi yapar. Yemek bittikten sonra külhancı bir lokma ekmeği üç parmağı ile tutup tuza batırarak külhanbeyleri için kutsal sayılan bir şiiri okur ve lokmayı ağzına atar ve sofradakiler de bunu tekrar ederler. Bu şiirin Yeni Tasvîr-i Efkâr gazetesinde yayımlanan özgün şekli şöyledir:

 

‘Bu ocağın adı gerçek külhandır,

Yersizlerle yurtsuzlara mekandır.

Nice erler yetişmiştir Külhandan,

Kim bilir kim bugün nerede Pinhandır.

Ana baba bucağına sığmayan

Yavrucaklar bu ocakta mihmandır.

Pirimizdir bizim Koca Layhar,

Hak budur kim eşi gelmez sultandır.

Hu çekelim Layhar’ın ruhuna hu

Anun için bay ü geda yeksandır”’

*** İskender Pala, Katre-i Matem, Kapı Yayınları, 2009