Mersin… Mersin…

Bugüne düşecek iki notum var: Projemizle ilgili olarak Cumhuriyet‘te kısa bir haber yayınlandı; ayrıca, Blog Dergisi‘nin benim bir değerlendirmemi de içeren Blog Ödülleri Özel Sayısı çıktı… İkisini de yarına saklayacağım; çünkü, ben şimdi sadece Mersin’i yazmak istiyorum. :)

mersin sahil yolu
Mersin’de uzun sahil yolunda…

Hatta, otobüsün kalkış saatini beklemek için akşam ikinci kez gittiğimiz MADO’da, YGS bebesi, “Ben de yazacağım.” deyip de, “Yazarsan blog’da görürsün.” sözüme de aldırmayacak kadar durumdan hoşnut olduğu için, önce onun yorumu… Ne de olsa, Mersin bizim iki kişilik şehrimiz… (Konuşma diline karıştırmadığı için, imlâya elimi sürmediğimi baştan belirteyim. İnceden dalgasını da geçmiş ama neyse… :))

“Sevgili anneciğimle duygulu, hassas bir ruh haliyle, gündelik sorunlardan ve Ankara’nın tekdüzeliğinden kurtulmak için ‘bi çılgınlık’ yapıp Mersin’e gelmek… Hiçbir eski dosta haber vermeden, anıları tazeleme gereği duymadan etrafta dolanmak… Ve sevdiğimiz ne kadar cafe-restoran-pastane vb. yer varsa hepsini yad edip, o mekânların garsonlarıyla, ahçılarıyla özlem gidermek gerçekten güzeldi. Like it.

shogun tantuni

Suphi Öner Öğretmenevi’nin mükellef kahvaltısını; Shogun’ın çift lavaş acılı soğanlı tantunisini; sabah siftahı yapıp akşam saatlerinde yine damladığımız ve büyük ihtimalle beraber kapatacağımız MADO’nun profiterölünü (profiterol de olabilir, umurumda değil şu an.), tramisusunu (anneme hep tsunami’yi çağrıştırıyor),  unutmııcaz.

Ve tabii kiii kel garson! Mersin deyince, deniz manzaralı havalı MADO’nun havalı, dokunmatik şeysiyle etrafta gezip sipariş alan kel mado-mersin1kafalı, güzel sesli garsonu geliyor aklıma. Sabah geldiğimizde, bizi bol saçlı [burada bölüyorum, şok gelişme, fonda Joan Baez çaldığını fark eden annem, şiddetle not düşmemi istedi.] bi garson karşıladı, diğeri gitti sandım, çok korktum. Neyse ki kendisini uzaktan görür görmez tanıdık, mutluluğumuzu anında ilettik. Ankara’ya taşınmakla iyi ettiğimizi söyledi; bence şaka yapıyordu… Ama bu konuda yorum yapmayıp, gelecekteki hayallerimden söz edicem: Üniversite sınavında bi yer kazanamazsam, Mersin’e gelip garson olucam MADO’da… Oraya buraya Mersin VİF’le gidip çok güzel anlar yaşıycam. [Mersin VİF Fan Club filan kurarsam bana destek verin.]mado-mersin

Mersin’de MADO’nun farklı köşelerinden biri… Günü bizimle açtı…

Whatever, never mind! Çayım soğuyacak, daha fazla yazmiim. Kushimoto Sokağı’nı, MADO’yı, Shogun’ı, Kitapsan’ı, Yasemin Cafe’yi, yosun ve yer yer kanalizasyon kokulu, çitlenmiş çekirdek zeminli sahili çok özliicem.”

mersin  Mersin’de Hilton’un önündeki banklarda oturup, uzaklara daldığımız ve gemilerine öyküler yazdığımız…

Aslında YGS bebesinden bana pek bir şey kalmadı.Önemli olan, 9 gün sonra sınava girecek “bebe”ye çölde vaha sevinci vermekti. Demek ki olmuş… Ayrıca yazmayı unutmuş: Ömr-i hayatında bir daha yapar mı bilmem; ama, gece yolculuğunun ardından öğleye doğru, şöyle bir sersemleme belirtileri gösterince, deniz kıyısında, bir bankta, başı kucağımda yarım saat uyudu… Eh, martı sesleri ve üşütmeyen bir rüzgârla açık havada kaçamak uykular da güzeldir.

mimoza-atatürk parkı-mersin Mersin’de Atatürk Parkı’nda bahar… Mimoza…

Bir de, gece arabasıyla dönmek zorunda kaldığımız için, akşama, yine eskilerde sıklıkla gittiğimiz Metro Sineması (CineMall olmuş)’nda film izledik. YGS bebesi, Çok Film Hareketler Bunlar’ı izledi; ben, Yüreğine Sor’a bilet alıp, izleyici olmadığı için iptal edilince Eyvah Eyvah seansına girip, pişman da olmadan çıktım deyip özet geçeyim:)

Bir de bizde kır kahvesi duygusu uyandıran Yasemin Cafe’de zümreden bir arkadaşımızla buluştuk… Bir de, Kitapsan’da… Böyle gider bu liste…

Sonuç:

Ne kendi hikâyemizi anlatmak, ne de başka bir hikâye dinlemek istiyorduk; istediğimiz sadece bir şehri beş yıl önce bıraktığımız haliyle yeniden yaşamaktı. Bir “şarkıyı geçmek” denir ya hani, biz de hayatımızın bir dönemine ait şarkıları geçtik diyelim yeniden…

4 Yorum: “Mersin… Mersin…

  • delice zeytin

    12/04/2010 at 23:21

    Yazıyı okuyunca son kısmına şaşkınlığımı belirten küçücük bir not bırakmadan geçemedim.’Sahi ‘5 yıl’ olmuş mu?’ diye şaşırırken benim öğrenciliğim üzerinden de (yani Mersin’den ayrılışımın) üç yıl geçiverdiğini kavrayıverdim ansızın.Yılların ellerimizde ufalandığını bir an unutmuş olarak.

    Küçücük bir not daha: Bir rüzgar esmiş kadar oldu o uzak ve her zaman baharın yaşandığı deniz kentinden(Nedense bana hep bahar gelir.:))

  • Çok zaman olmuş gerçekten…İsmini duyup da özlemimin tazeleneceğinden korktuğum şehir…Denizinin o pis kokusunun yanında görüntüsüne bağımlı olduğumuz kent…Yalnızlıkları, dostları, acıları, acemilikleri yaşatan şehir…Candan Erçetin’in Bahar şarkısına en güzel eşilk eden şehir…Çok özlemişim sizin üslubunuzu ve bu şehri………

    • elifin günlüğü

      12/01/2011 at 22:46

      Teşekkür ederim Ayfer:) “Bahar”ı, Mersin’i hissederek dinleyeceğim. Merak ettim.

  • Bloğunuzu tesadüfen gördüm.Mersinle ilgili güzel şeyler paylaşmışsınız teşekkürler. Eğer sitemizi inceleyip, uygun görürseniz bloğunuzda yer verirseniz seviniriz. Sitemizin Mersin’de yaşayanlara ve ziyaretçi olarak gelenlere yararlı olacağını düşünüyoruz. Şimdiden teşekürler. http://www.mersingurme.com

Comments are closed.