Meyyâle (Hıfzı Topuz)

Meyyâle, 1998’de yayınlandığında, belki sadece bir dönemin romanı gibi düşünülmüştü. Hıfzı Topuz’un, gerçek bir kişi çevresinde, Tanzimat ve II.Abdülhamit yıllarına ait olayları aktardığı, hatta yorumladığı  bir kitaptı. Etkisi geniş oldu. Bu sayede, tarihî romanlara karşı özel bir ilgi uyandı ve başka gerçek kişiler üzerinden başka gerçek öyküler anlatılmaya başlandı.

Meyyâle, Hıfzı Topuz’un anneannesinin annesidir.

Rusya’dan kaçarak İstanbul’a gelen göçmenlerden birinin çocuğu iken, saraya alınmış ve tümden kaderi değişmiştir. Başlıkta adı geçmesine rağmen, romanda ona ayrılan bölüm aslında çok azdır ve parça parçadır. Şehzade Abdülaziz’in çocuğuna arkadaş olmak üzere, anne Pertevniyal Kadınefendi tarafından, sonra adı Çeşmidil olarak değiştirilecek bir başka kız çocuğuyla birlikte saraya getirilmiştir.

Kendisinin adı sarayda Meyyâle’ye dönüşmüş, annesi Fatma da artık Şuhucihan oluvermiştir. Abdülaziz’in tahta çıkışından sonra, Pertevniyal Valide Sultan olan padişah annesinin sevgisinde ve korumasında iyi bir çocukluk ve ilkgençlik dönemi geçirmiştir. İlk nikahı kendinden çok yaşlı bir paşayla kıyılan Meyyâle, mutlu olmayıp saraya döndükten sonra, ikinci evliliğini kendinin de istediği ve mutlu olduğu Hasan Hilmi Bey’le gerçekleştirmiştir. Bundan sonraki yaşamı, İstanbul’da ve eşinin görevleri dolayısıyla taşrada, değişik illerde geçmiştir. Hep saraylıdır, hep otoriterdir ve bekledikleri gerçekleşmediğinde hep hırçındır…

meyyâle

Hıfzı Topuz, kötü bir roman yazarıdır; hatta roman yazarlığıyla hiç alakası yoktur. Meyyâle, onun için, asıl söylemek istedikleri için bir araç gibidir. Kişilere ait tüm bilgiler, biyografik aktarımlardan öteye gitmez. Kurgulanmış bölümlerse hiç doğal durmaz. Mesela, Hasan Hilmi Bey ve kardeşleri sık sık memleket sorunlarını konuşurlar. Konu geçişleri, bir günlük konuşma diline hiç uymaz ve iter. Aynı sohbetin içinde, konu geçişlerine bir örnek:

“’Şu sadrazam Sait Paşa’yı bize biraz anlatır mısınız?’
‘Anlatayım…Sultan Murat devrildiğinde (…)’
‘Ağabey, bize biraz da Sultan Hamit’in kişiliğini anlatsanıza, beş yıldır yanındasınız.’(…)
‘Ağabey, sizinle hiç Mithat Paşa olayını konuşmadık. Gazeteler yazdı ama, bir de sizden dinlesek.’”

Bu tür ya da doğrudan adı geçen her gerçek kişilik hakkında verilen bilgiler sayesinde, okur, Meyyâle romanında Abdülmecit, Abdülaziz, II.Abdülhamit ve II.Meşrutiyet yıllarına ait bütün önemli olayların ve kişilerin resmigeçidiyle karşılaşır. Cariyelik kurumu, harem hayatı, harem ağaları ve onların ürküten hadım ediliş öyküleri üzerine de ilginç ayrıntılar verilir. Ancak, bilgilerin hemen tamamı Topuz’un yorumuyla iç içe aktarılmıştır.

Midhat Paşa da romanda geniş yer tutar.

Geçen yıl Yıldız Yargılanması oyununu izlerken, özellikle pehlivan Mustafa Çavuş’a yapılan işkencelerin sahneye hiç yansıtılmamasına rağmen, oynayan sanatçının yaşattığı o korkunç ve iç açıtan durumun bir benzerini, bu kitapta da hissettim. Yazarın, Abdülaziz’in öldürüldüğü iddiasıyla açılan davanın sanıklarından pehlivan Mustafa Paşa’ya yapılan eziyeti anlattığı sayfalarda, gözümde tekrar oyun canlandı. Her zaman tartışılan, “Abdülaziz’in ölümü intihar mı,  cinayet mi?” sorusunun kitaptaki net yanıtı, intihar olduğu biçiminde…

Edebiyatçılar da Meyyâle’nin öyküsüne bir şekilde eklenivermiş.

Kanun-ı Esasi çalışmaları dolayısıyla komisyonda yer alan Ziya Paşa ve Namık Kemal’in Abdülhamit yönetiminden paylarına düşeni almalarından ve sürgün gibi görev yerlerinden kısaca bahsedilmiş. İlk Meclisin başkanlığına getirilen Ahmet Vefik Paşa’ya çok kısa değinilmiş.  Türkiye’nin demokrasi serüveninin başlangıcında üç edebiyatçı/bürokrat/aydın…

Sonuç: İyi bir roman değil ama; özellikle Tanzimat ve II.Abdülhamit dönemine ilişkin rahat okunan iyi bir bilgi çeşitlemesi…

İlgili yazı: “İnsanın Meta Olarak Değeri”

*** Hıfzı Topuz, Meyyâle, Remzi Kitabevi, 2014