Midnight in Paris

“Bu şehri 1920’lerde hayal etsene! 1920’lerde Paris! Yağmurda sanatçılar ve yazarlar…”

Film: Midnight in Paris (Yönetmen: Woody Allen, 2011, fantastik-romantik komedi)

Midnight in Paris Filmden bir sahne: Gil Pender, Ernest Hemingway ve Gertrude Stein

Gil Pender, edebiyat dünyasında yer almayı çok isteyen bir senaristtir. Konusu 1920’lerde geçen bir roman üzerinde çalışmaktadır. Nişanlısıyla geldiği Paris’ten çok etkilenir. Bu büyülü kentin (filmin ilk karelerinde İlkyaz’la ayrı ayrı içinden geçtiğimiz alanları tanımaya çalıştık.) edebiyat ve kültür izlerini sürmek ister. Mesela Versailles’ı görmek yerine James Joyce’un yemek yediği Brasserie Lipp’i görmeyi tercih eder.

Bir akşam arkadaşlarıyla eğlendikten sonra, yalnız ve çakırkeyf olarak oteline dönmeye çalışırken merdivenlerde soluklanır ve…

Önünde eski bir peugeot durur. Neşeli bir grup kendini partiye çağırır. Partide herkes 1920’lerdeki gibi giyinmiştir. Sonra fark eder ki zaten 1920’lerin içinden gelen bir ortamın tam ortasındadır. Jean Cocteau adına arkadaşlarının düzenlediği bir partide bulunduğunu öğrenince şaşırır. Scott Fitzgerald ve eşi Zelda’yla tanışmak da şaşırtıcıdır ve şaşırma sürer gider. Onlarla başka bir mekana gelir. Hemingway’le tanışır. İlk sohbet konuları Mark Twain olur. Bir başka gün arabada karşılaştığı kişi T.S.Eliot’tır. Romanını Gertrude Stein okur ve fikirler verir. Gündüz dolaşmalarından birinde Shakespeare adına rastlar.

Her gece, Külkedisi’nin balkabağı arabası misali, gecenin çan sesleri çaldığında Gil’i alıp zaman tünelinde 1920’lere taşıyan araba, çiseleyen yağmurla gelen romantizm, Monet, Picasso, Modigliani, Dali, Matisse, Toulouse-Lautrec, Paul Gauguin’le renklenen, Coco Channel’li , Luis Bunuel’li, Cole Porter’li “golden age”i soluma…

Dahası ve sonu filmi izleyeceklere saklı kalsın….

Aklıma düşen: Resim öğretmeni ile birlikte biz bu film çevresinde iki saatlik bir kültür turuna çıkabilir miyiz? Öğrencilerimizle, filmi durdura dinlendire, adı geçen yazar ve ressamlara, sinemacılara, müzisyenlere bir selam çakıp, iki söz söyleyip hani….

2 Yorum: “Midnight in Paris

  • Aynı ruyayı Woody Allen’la paylaştığını bilmek heyecan verici.Geçmişin atmosferinin ancak gelecekte anlamlı oldugunu ‘şimdi’nin her zaman depresif ve -yalnız kaybedilene değil hiç kazanılmayana da- özlemle dolu olduğunu göstermesi bakımından da teselli edici bir filmdi.Yalnız Hemingway faktörüne de bir şerh düsmek isterim hocam.Cok havalıydı:)
    Işık ve sevgiyle değerli hocam…

  • elifin günlüğü

    27/11/2011 at 22:42

    Bence de pek bir yakışıklı ve karizmatikti:) Filmin etkisinde kalmış olmalıyım, yarınki ders metinlerinden birini Hemingway’den seçtim: Çanlar Kimin İçin Çalıyor’dan bir bölüm…

Comments are closed.