Okumak İyidir (“Kitap Bir Keşiftir”)

Ben, “okumak iyidir” mealine gelecek öğüt/ öneri/ rol-modellik konusunda, edebiyat dışından insanların, bir edebiyat öğretmeninden daha ikna edici olduklarına inanırım. Edebiyat öğretmeni, ne de olsa alanın “kaynana”sı gibidir; iyi bir şey de dese itici olabilir. Hem edebiyat öğretmeninin çok okuyor olması da pek bir anlam ifade etmez. Köpeğin bir adamı ısırması gibi sıradan bir şeydir bu, haber değeri taşımaz. Üstelik, görevdir de! Buna karşılık, başka alanlarda var olmuş insanların bir de iyi bir okur olmaları, onlara artı değer katar. Onların sözleri daha dikkat çeker. Rol-model olarak da daha iyidirler. (Okuma söz konusu olduğunda, adres gösterdiğim öğretmen arkadaşlarımdan alanı fizik olan Sertaç Erden’le, Mehmet Bilgiç’i, alanı biyoloji olan Meral Yılmaz’ı, alanı felsefe olan Nur Yılmaz ve Buket Ayalp’ı sevgiyle yad ediyorum.)

Serdar Kuzuloğlu da gazeteci ve bilişim sektöründe yer alan bir isim olarak, konu “okuma” olduğunda, önemsediğim rol-modellerdendir. M.Serdar Kuzuloğlu, blogunu çok uzun zamandır takip ettiğim, bazı metinlerini derslerimde kullandığım bir isim… Edebiyatı yapanlardan da değil, okuyanlardan da değil, çözmeye çalışanlardan hiç değil. O, internetin “ekipler amiri” ve iyi bir okur…

serdarkuzuloglu-okumak

Kuzuloğlu, edebiyat üzerine denk geldiği bir video dolayısıyla, blog yazılarından birinde doğrudan “Edebiyat Ne İşe Yarar?” diye sorup, yalın bir dille yanıtlarını sıralamış. Emeğine saygı duyup linki vermekle yetineceğim. ŞURADA okunabilir.

Ama Serdar Kuzuloğlu‘nun “okumak” konusunda bir tespitini almadan edemeyeceğim. “Kitap bir keşiftir.” derken, binbir bahanesi olan ya da kolaya kaçanlara vurucu ve işin özünü ortaya koyan açık bir itiraz:

Özet geç piç’ çağında kitabın lezzetini anlatmak dünyanın en zor işi. En iyi niyetlisi bile kitap tavsiyesi istiyor. Tavsiyeyle kitap okunur mu? Kitap bir keşiftir. Hiçbir kitabın hiçbir cümlesi okuyanlarda aynı algıyı, etkiyi yaratamaz. Bugünkü dertlerimizin yüzde 99’u sabırsızlığımızdan kaynaklı yersiz beklentilerimiz yüzünden. Gündemi Twitter’dan takip edilebileceğine, 4 haftalık kursların sonunda aldığımız sertifikalarla sahiden uzman olduğumuza, sosyal medyadaki takipçimiz arttıkça popülerleştiğimize, işyerindeki unvanımız büyüdükçe tecrübe kazandığımıza inanıyoruz (daha doğrusu inanmak istiyoruz). Her şey birbirine girmiş, alt-üst olmuş durumda ve rehberlik edenlere, gösterdiği yollara tahammülümüz yok.

Ayrıca, Eczacıbaşı ailesinin sanata katkılarını dile getirirken kurduğu değer cümlesinin kapsamına bence kendisi de giriyor.

Hiçbir mecburiyetleri yokken dünyanın güzelliklerini bize göstermek için çabalayanların varlığı beni mutlu ediyor.

İlgili: Okuma Üzerine