“Okumak Sohbet Etmektir.” (Alberto Manguel)

Alberto Manguel adı okumayla özdeş gibi: Okuma Günlüğü, Okumanın Tarihi, Okumalar Okuması, Geceleyin Kütüphane… Okuma Günlüğü’nde yer yer “okuma”ya dair düşüncelerini ve deneyimlerini de paylaşmış. Şunu tuttum: “Okumak sohbet etmektir.”

eğlendiren, öğreten, yaşatan kitaplar

Kitaplar vardır, bir sayfadan öbürüne geçerken unutarak keyifle gözden geçiririz; bazılarını, hemfikir olmaya ya da karşı çıkmaya kalkışmadan saygıyla okuruz; bazıları yalnızca bilgi sunar bize, yorum beklemez bizden; yine bazılarını, nicedir, nasıl büyük bir aşkla sevdiğimiz için, sözcüğü sözcüğüne tekrarlayabiliriz, çünkü tam anlamıyla ezberimizdedirler.

e, haklı, “okumak sohbet etmektir.”

Okumak sohbet etmektir. Deliler, zihinlerinin bir köşesinde yankılandığını işittikleri hayali diyaloglarla uğraşırlar; okurlarsa, bir sayfa üzerindeki sözcüklerin sessizce harekete geçirdiği benzer bir diyalogla. Genellikle okurun yanıtı kaydedilmez, ama okur çoğu kez bir kalem alıp metnin kenarına cevaplar yazma gereksinimi duyar. Bazen en sevdiğimiz kitaplara da eklenen bu yorum, bu açıklama, bu yankı genişler ve metni bir başka zamana, bir başka yaşantıya taşır; bir kitabın bizimle konuştuğu ve bizi (okurlarını) var olmaya zorladığı yanılsamasına bir gerçeklik katar.

"Okumak sohbet etmektir."
esaslı bir çuvaldızı! kitabın meta yanı…

Okumak, rahat, tek başına gerçekleştirilen, yavaş ve duygusal bir görevdir. Bir zamanlar yazmada da vardı bu niteliklerden bazıları. Fakat son zamanlarda yazarlık uğraşı, eski gezgin satıcıların, repertuvar aktörlerinin uğraşlarına benzer nitelikler edindi; yazarlar, tuvalet fırçaları ya da ansiklopedi setleri yerine kendi kitaplarının özelliklerini övecek bir gecelik gösteriler yapmak üzere uzak yerlere çağırılıyor. Daha çok bu görevlerden dolayı, okuma yılım boyunca çok farklı kentlere yolculuk eder halde buldum kendimi, ama her defasında, yuvama dönmeyi, kitaplarımın bulunduğu ve işimi yaptığım, Fransa’nın ufak bir köyündeki evimde olmayı istedim.

keşfedilmeyi bekleyen ne çok evren var, aşağıdaki benzerlik ilişkisi doğruysa:

Bilim adamları, evrenin var olmadan önce, Büyük Patlama’ya dek, zamanın ve uzamın askıda bulunduğu bir gizilgüç durumunda, yorumculardan birinin sözcükleriyle: “bir olasılık sisi içinde” var olduğunu hayal etmişlerdir. Bu gizil varoluş hiçbir okuru şaşırtmayacaktır; onun için, her kitap, onu açan eller, onu dikkatle okuyan gözler sözcükleri bilince taşıyıncaya kadar düş benzeri bir durum içinde sürdürür varlığını.

benim için geçerli değişkenlerden biridir bu önerme:

Belki de, bir kitabın bizi çekmesi için, yaşantımızla kurgunun yaşantısı arasında -bu iki imgelem; bizim imgelemimiz ile kitabın sayfasındaki imgelem arasında- bir rastlantılar bağlantısı kurması gerek.

Ahmet Haşim’le Manguel’in ortak serzenişinden anladığım: Edebiyat edebiyat öğretmenlerinden uzak tutulmalı!

İnsanların bana kitapları özetlemesini sevmem, bir başlık, sahne, bir alıntı bana çekici gelir, evet ama öykünün tamamı, hayır. Bizim gibi meraklılar, kapaklardaki tanıtım yazıları, öğretmenler ve yazın tarihleri, durmadan olay örgüsünü anlatır, okuma hazzımızı büyük ölçüde yok ederler.

Zengin okumalara ve iyi bir belleğe sahipseniz evet:

Dr Moreau’nun ikinci sayfasında, bir uskunanın güvertesinde bir pumayla birlikte Afrika’dan denize açıldığından söz edilir, bu detay, bana birden okuduğum ilk Kari May romanını anımsattı: The Treasure of the Silver Lake [Gümüş Gölün Definesi, altı yaşındayken okumuştum, açılış sahnesi büyülemişti beni; bir Kuzey Amerika gölünü geçmekte olan bir geminin güvertesinde bir panter kafesinden kaçar. İki sahne birbirinin aynıdır benim zihnimde.
Not: Okumak, bazen bağlantılar kurmak, antolojiler düzenlemektir.

“İşte budur” diyeceğim son alıntı:)

Kitaplığımın kapısına, Rabelais’nin Theleme Manastırındaki düsturunun değişik bir şeklini yazmıştım: “LYS CE QUE VO- UDRA” (“Canın ne istiyorsa onu oku”)

Başa sarıyorum:

“Okumak sohbet etmektir.”

İlgili: Okuma Üzerine