Ömrümden Uzun İdeallerim Var (Suna Kıraç)

Kendimle eğleniyorum: Vehbi Koç’un kızı olunca TEGV’i kuruyorsun, benim gibi kendi halinde biri olunca orada gönüllü oluyorsun. Ömrümden Uzun İdeallerim Var adıyla da anlattıklarıyla da etkileyici…

Hastalığı öncesinde Koç ailesinde ve holdingde kilit bir yeri olan Suna Kıraç’ın çocukluğundan itibaren ne istediğini bilen, ciddiyetini ve mesafesini koruyan, hedefler koyan ve bunları gerçekleştiren güçlü bir kadın portesi okuyorsunuz Ömrümden Uzun İdeallerim Var kitabında. Bu portre, aynı zamanda, ekonomi ve eğitim alanında Türkiye’nin gelişen, değişen çehresine dair uzun ve ilgi çekici bir hikâyeyi de barındırmakta…

Kitabın ilk bölümü, Suna Kıraç’ın kendi notlarına sadık kalınarak ve onun dilinden okul, gençlik, sosyal çevre ve evlilik hayatını içeriyor. Kıraç’ın Koç Holding’deki rolü ile eğitim ve kültür hayatına dair katkılarını içeren ikinci ve üçüncü bölümler, kitabı yayına hazırlayan Rıdvan Akar’ın kaleminden aktarılmış.

Ömrümden Uzun İdeallerim Var

Anılarda, Koç Holding’in aile şirketinden holding oluşuna ve kurumsallaşma sürecine dair ilginç ayrıntılar bulmak mümkün. Benim ilgimi ise daha çok ve doğal olarak edebiyatın dairesine giren minik notlarla eğitim çalışmaları çekti.

içinden edebiyat geçen satırlarda…

Meselâ;

  • Bir dönem senaryoları kadar tesettüre girmesiyle de gündeme gelen ünlü senarist Ayşe Şasa’nın Suna Kıraç’ın öğrencilik yıllarından itibaren yakın arkadaşlarından olduğunu ve birlikte derinlikli sohbetler yapabildiklerini; Ayşe Şasa’nın o günlere dair notlarında geçen aşağıdaki isimlerin ve kavramların ilgi alanlarına girdiğini:

“İddialı isimler taşıyan kitaplar satın alıyor, bunları birbirimize hediye ediyor, içeriklerini tartışıyoruz. James Joyce, Kafka, Brecht, Dostoyevski, Freud, egzistansiyalizm, psikanaliz, vs…”

  • Kendisi gibi koleksiyonlara meraklı yazar Nezihe Araz’la Vehbi Koç’un karşısına bir müze kurma fikriyle çıktıklarını ve ondan:

“Ne yapacaksınız müze açmayı, hayır işleyecekseniz ya hastane açın ya da mektep”

yanıtını aldıklarını,

  • Bir dönem Kıraç’ın kendi ifadesiyle, “solculuğa heves eden, ancak servetin her türlü imkanlarından yararlanan” bir arkadaş grubunun üyesi iken, bir gün eşi İnan Kıraç’la Divan Oteli’nin barında Yaşar Kemal’e rastladıklarını ve Yaşar Kemal’in, İnan Kıraç’a:

“Damat! Kızımızı tam komünist yapacaktık, elimizden aldın”

diye takıldığını, onu çok sevdiğini ve güzel anılar paylaştıklarını,

  • Evlenmek istediği adamın kültür sanat dünyasına ilgili olmasını ve en azından bir Küçük Prens okuyup keyif alabilmesini beklediğini,

okudum.. Yıllar önce, Robert Kolej’de, bu okuldan mezun ünlü tiyatrocuların da konuk olduğu ve tiyatronun konu edildiği bir sempozyum izlemiştim. O gün, Robert Kolej’in tiyatroya verdiği önemin altı kalın kalın çizilmişti. Suna Kıraç da aynı kültürden geliyor. Henüz Robert Kolej çatısı altında birleşmeden önceki hâliyle Amerikan Kız Koleji mezunu Kıraç’ın anılarından bir bölüm:

“Kolej bizlere tiyatro sevgisi aşıladı. Bizim kuşak tiyatroya çok giderdi. Genç oyuncular bizim arkadaşlarımızdı. Genco Erkal, Çiğdem Selışık, Atilla Alpoge, Ergun Köknar, Spiro Kostof, Berent Erç, hep birlikte büyüdük. Sık sık bir araya gelip oyunları tartışırdık. Bu ilgimiz yüzeysel değildi. Robert Kolej’de devamlı Shakespeare’in eserleri sahneye konurdu.”

Bu arada, İlkyaz’a kitaptan bahsederken, 1960’ları, 70’leri içeren sayfaları, Kerime Nadir romanlarındaki naiflikte okuduğumu söylemiştim ki Suna Kıraç’ın da İnan Kıraç’la ilişkisinin başlangıcını anlattığı bir yerde:

“Sanki Kerime Nadir romanlarından bir sahne oynuyorduk.”

cümlesini gördüm.

“ömrümden uzun ideallerim var”

Bu söz, Suna Kıraç’ın TEGV’in Antalya’daki eğitim parkının açılışı için yazdığı ve kızı tarafından okunan mektupta geçiyor.

Suna Kıraç’ın Koç Lisesi ve Üniversitesi başta olmak üzere eğitim, kültür ve sanat alanlarındaki yoğun çabalarının anlatıldığı bölümde, 1995’te kurulan TEGV’e de ayrı bir başlık açılmış. Yılmaz Büyükerşen’le Suna Kıraç’ın eğitimle ilgili konuşmalarından beslenen bir fikrin ürünü, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı. Kıraç’ın eğitime dair sorumluluk duygusu ve yaklaşımı şu satırlarda gayet açık:

“Ne olacak bu memleketin hali demekle memleketi yönetenleri kıyasıya eleştirmekle bir yere varamayız. Mutlaka bu sorunun çözümünün bir parçası olmak durumundayız.

Bu da ancak bir örgütsel hareketle oluşabilir. Eğitim noksanlığı! Yaşanılan tüm olumsuzlukların kökenindeki hemen hemen başlıca neden budur. Bunun için eğitim devlete bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. Eğitim yalnız özel sektör kuruluşlarının halledeceği bir konu da değildir. Genel eğitim alanında en büyük bir sivil toplum hareketini başlatalım ve devletin özellikle 7-16 yaş grubundakilere verdiği eğitime bir destek programı oluşturalım ve nesillerin daha iyi yetiştirilmelerini sağlayalım.”

Hedef, bugün aşağıdaki çerçevenin korunduğunu gördüğüm ve “gönüllü”sü olmaktan mutluluk duyduğum şöyle bir eğitim ortamını sağlamaktı:

“Eğitim parklarında, teknolojinin olanaklarını elde edemeyen öğrencilere bu imkan sağlanacak, parklarda, spor, kültür, ders etüdleri ve her türlü bilginin okul saatleri dışında, öğrencilere verileceği bir mekan yaratılacaktı.”

Suna Kıraç’ın gönülden katıldığım iki cümlesi:

“Ekonomik zorluklar aşılır, siyasi krizler çözümlenir,

Ancak! Çocukları harcanmış bir toplumu yeniden onarmak mümkün değildir.”

(Kitabı, gelirinin ve haklarının ait olduğu TEGV’in Ankara’daki parkından alıp ilgiyle ve bir solukta okudum. Buraya yazmayacağım birçok ayrıntıda hüzünlendiğim, gözlerimin dolduğu da oldu…)

Diğer TEGV Ankara (ANKEP) notlarım

*** Suna Kıraç (Yayına Hazırlayan: Rıdvan Akar), Ömrümden Uzun İdeallerim Var, Suna ve İnan Kıraç Vakfı, 2006

Soru... Katkı...