Orta Oyunu Örneği ve Türün Özellikleri

Geleneksel Türk tiyatrosunun türlerinden orta oyunu tam olarak ne zaman ortaya çıkmıştır belli değildir ama “orta oyunu” terimi, 19.yyılda kullanılmaya başlanmış ve bu yüz yılda yaygınlaşmıştır. Orta oyununun devamı gibi görülebilecek tulûat da, Batı tiyatrosu etkisiyle ortaoyunu ve batı tiyatrosu karması bir ara türdür. Tanzimat sonrasında ortaya çıkmıştır.

ortaoyunu

okuma etkinlikleri

orta oyunu örneği ve özellikleri

Aşağıda, 10.sınıf ders kitabındaki ortaoyunu metni “Çeşme” üzerinde orta oyunu özellikleri gösterilmiştir. Özelliklere örnek oluşturan ifadeler koyu ve renkli olarak işaretlidir. Büyük harfle yazılmış ifadelerin üzerine gelindiğinde ilgili açıklamalar görülür.

Çeşme

& ORTA OYUNUNDA KİŞİLER 

Çeşme oyununun kişileri:  Pişekâr (Küçük İsmail Efendi), Kavuklu (Kel Ali Efendi), Cüce, 1.Zenne (Kavuklu’nun karısı), 2.Zenne (Pişekâr’ın kızı), Tiryaki, Ermeni (Varbet) Sarhoş, 1.Çelebi ve 2.Çelebi

& ORTA OYUNUNDA ÖN DEYİŞ

(Zurna, Pişekâr havası çalarken Pişekâr gelir ve meydanı bir defa dolaştıktan sonra iki eliyle temenna ederek)

Pişekâr — Bu akşam, taklidini aldığım “Gülme Komşuna” namındaki oyunu temsil edeceğiz (der ve bir kenara çekilir). 

Arazbar

(Zurna, Kavuklu havası çalmaya başlar. Kavuklu, arkasında Cüce ile gelir ve bir defa meydanı dolaşır.)

Kavuklu (Cüce’ye) Kapıyı kilitledin mi? Anahtarı aldın mı?

Cüce — Kapıyı kilitledim ama anahtarı üstünde bıraktım.

Kavuklu — Anahtar kapı üstünde bırakılır mı?

Cüce — Geçen akşam hırsız, komşuya girerken kapıda zahmet çekmiş, kırmış. Kolaylık olsun

diye ben de anahtarı üstünde bıraktım.

Kavuklu — Hay Allah müstahakını versin! Anahtar hırsız girmesin diyedir, hırsıza kolaylık vermek için değil.

Pişekâr — (Arkalarından) Hay gidi abdallar hay! Anahtarlarını kaybetmişler, kilitli kalmışlar.

& ORTA OYUNUNDA SÖYLEŞME (MUHAVERE)

Kavuklu — (Ses gelen tarafa dönerek) Senin çenen ama açık kalmış… Siz çilingir misiniz?

Pişekâr — Hayır, efendim; bendeniz bu mahallenin muhtarıyım. Bir müşkülünüz mü var?

Kavuklu — Bizim yok ama burada bir düşkün var.

Pişekâr — Ne düşkünü?

Kavuklu — Senin gibi bir tımarhane düşkünü.

Pişekâr — Efendim, “Bir müşkülünüz mü var?” dedim, yani bir işiniz mi var?

Kavuklu — Evet, bir dişimiz var, iki babamız. Sen bizi hindi çobanı mı zannettin?

Pişekâr — Hayır, hindi çobanı mindi çobanı değil, ben sizi hiçbir şeye benzetemedim.

Kavuklu — Efendim, sayenizde biz de adamız.

Pişekâr — Bir adam kendine iftira etmez. Yalan söylüyorsun. (Güler.)

Kavuklu — Sana adam olduğumuzu nasıl ispat edelim? İşte senin gibi başımız, elimiz, ayağımız var.

Pişekâr — Dünyada her şey olağandır. Siz de neden adam olamayacakmışsınız?

Kavuklu — Yediği naneye bak!

Pişekâr — Efendim, maksat latife, size takılmak.

& ORTA OYUNUNDA FASIL

(…)

Pişekâr — E bakalım, ne âlemdesin Aliciğim?

Kavuklu — Sorma, İsmail Efendi. Pederin vefatından sonra bütün bütün sefil kaldım. Hangi işi

tuttumsa muvaffak olamadım. Nihayet, Etyemez’de, deniz kıyısında bir kahve tuttum, işlek yer olmadığı için pek kazanç olmuyorsa da civar komşuların yardımıyla geçiniyorum.

Pişekâr — O da iyi.

Kavuklu — Bir gün kahvenin yanındaki konağın sahibi bey beni çağırttı: Oğlum, bizim kerime

bu perşembe gelin oluyor. Damadın evi Macuncu’da. Mürüvvetimi göstermek için gelin alayını Beyazıt’tan,Edirnekapısı’ndan dolaştırmak suretiyle göndereceğim. Sen işgüzar bir adam olduğun için, bu alayı idare edeceksin. Ben de seni iyice memnun edeceğim, dedi.

Pişekâr — Ah, ne âlâ iş!

Kavuklu — Perşembe geldi; sabahleyin kapının önüne elli tane araba dayandı, beş altı tane de binek beygiri. Düğün sahibi, benim için, “Bir kazaya maruz kalmasın.” diye bir beygir intihap etmiş ki görme. Gayet güler yüzlü. Gülmekten dişleri meydanda bir hayvan. Hem de gayet düşünceli bir hayvan. Gözlerini kapamış, tefekküre dalmış sanırsınız. On altı sopa vurdum ancak o zaman kuyruğunu bir defa salladı.

(…)

(Zurna çalarken I. Zenne gelir, meydanı bir defa dolaşır.)

1.Zenne —Evvel benim nazlı yârim. Severim kimseler bilmez. Bir aşkadır düştü göynüm, yanarım kimseler bilmez.

Pişekâr — (Karşılayarak) Maşallah, hanım kızım! Böyle takmış takıştırmış, yapmış yakıştırmış,

nereden gelip nereye gidiyorsun?

1.Zenne — Ah, İsmail Efendi pederim! Başıma gelenleri sormayınız.

Pişekâr — Hayrola, evladım! Bir hâl mi oldu?

1.Zenne — (Utanarak) Ah! Neler, neler… Ne hâller oldu? Nasıl söyleyeyim, utanıyorum.

Pişekâr — Teehhül filan mı ettin?

1.Zenne — Derdimi bildin, İsmail Efendiciğim. Pederim ısrar ile, hiç tanımadığım bir adamla beni evlendirdi. Koltuk merasiminde yanıma, kocam olacak, kaba saba bir herifin geldiğini görünce ne kadar talihsiz olduğumu anladım. Fakat pederimin hatırını kırmamak için her şeye katlanmaya karar verdim. Evlendiğimizin daha ikinci günü küfeyle eve geldi. Konu komşuya rezil olduk.

Pişekâr — Vah, yavrum, vah! Seni yakmışlar.

1.Zenne — Ah! Sorma, İsmail Efendi. Her şeyine katlandığım hâlde, en nihayet ne yapsa beğenirsiniz! Evi bırakıp kaçtı.

Pişekâr — Vah, yavrucuğum, vah!

1.Zenne— Bu taraflara geldiğini duydum. Kadınlık hissini yenerek onu aramaya çıktım. Ne kadar olsa ilk göz ağrısı.

Pişekâr — Kimmiş o? Ben tanır mıyım acaba?

1.Zenne — Elbette tanırsınız. “Kel Ali” diyorlar.

Pişekâr — Bildim, bildim. Yalnız, onun bu hâllerini bilmiyordum. Kendisi de ailesinden şikâyet

ederek geldi, burada ev tuttu.

1.Zenne — O kör olası her şeyi yapar eder, sonra da zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkar.

Pişekâr — Kızım, ne de olsa, mademki senin erkeğin, hazır gelmişken sizleri barıştırayım. Hem ben, onu fena huylarına tövbe ettiririm.

1.Zenne — Siz bilirsiniz.

Pişekâr — (Kavuklu’yu çağırır.) Ali Efendi! Ali Efendi! Bak, senin ailen geldi. Senden birçok şikâyet ediyor. Zavallı kadıncağıza yapmadığını bırakmamışsın.

Kavuklu — Haşa, İsmail Efendi. Emin ol, kabahat yalnız bende değil. Ben bir daha fena bir şey yapmamaya söz veriyorum. Gel bizi barıştır.

Pişekâr — Gel! (Kavuklu ile I. Zenne’yi el ele verir, her ikisi de kedi miyavlaması gibi ağlamaya başlarlar.) Haydi bakalım, artık evinize gidiniz.

(1.Zenne ile Kavuklu, yeni dünyaya girer, Pişekâr gider.) (Zurna ile II. Zenne gelir.)

(…)

& ORTA OYUNUNDA BİTİŞ

(10.sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı’nda metin için belirtilen kaynak: Nurettin Albayrak, Açıklamalı Halk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü)

İlgili:
Orta Oyunu Sahne Düzeni, Konu Kalıpları
Orta oyunu (TDV İslam Ansiklopedisi)