Oya Baydar Bizimleydi

“‘Muhteşem Hayat’ım nerede?” dedim. “Hangisi?” dediler. “Benimki” dedim. Şanslı bir kitap o kendi açımdan. Hem Gül Hoca’nın güzel gülümseyişiyle bana armağan ettiği bir yılbaşı kitabı, hem doğrudan yazarından imzalı bir O Muhteşem Hayatınız romanı.

Oya Baydar

Oya Baydar ile söyleşi öncesinde zümrede imza faslı…

Okulumun en sevdiğim yanlarından biri, yaşayan edebiyatın birçok ustasıyla yan yana gelebilme olanağı sunması… Önceki gün de onlardan biriydi. Konuğumuz Oya Baydar idi.

Öğrencilerimizin ilgisini ölçmek için çok basit bir gözlemim var. Konuk konuşmacı salonu avucuna almışsa, salon sessizdir ve tekil konuşma bittiğinde bir dolu soru yağar kürsüye doğru; değilse, bir uğultudur gider. Sonuç: Salon, Oya Baydar’ındı. Çok dikkatli, çok barışcıl konuştu ama hiçbir terimin telaffuzundan çekinmediği, bilindik aydın kimliğinin kavramları çevresinde konuştuğu da açıktı… Net bir kimlik ekseninde, yaşam deneyimlerini paylaştı.

Sonra bizim çocuklar sorular yönelttiler ona. Hem ne güzel sorular… “Bunlar bizim ‘kolej bebeleri’ mi sahiden? diye şaşırdığım, içimde “aferin” dediğim nitelikli sorular…

“Değdi mi?” dediler, “Değdi.” dedi yaşadığı zorluklar için. “Pişmanlık duydunuz mu?” dediler, “Hiçbir zaman duymadım.” dedi. “Silahlı mücadele”nin başarıdaki yerini sordular. “Çatışma kültürü” yerine “uzlaşma kültürü”nün kazandıracağını söyledi. “Ailelerimiz bizi apolitik yetiştiriyor.” dediler; ödenen onca bedele bakınca, aile yüreğinin böyle bir sonuç vermesini anladığını söyledi ama yine de dünya meselelerine karşı duyarlı olmalarını öğütledi vs.

Bütün bir sohbet ve soruların tümü, nostaljik, romantik sol geçmişin deneyimleri çevresinde döndü. Bizim 90’ların ortalarında doğmuş ufaklıkların bu deneyimlere kulak kabartmasının önünde,  onca farklı, renkli, anlık gelip geçen, dikkat dağıtan  uyaran varken, hepsini kenara itip karşılarındaki yazarı anlama çabaları bence anlamlıydı. Sağ ya da sol olması da fark etmezdi hatta, anlama çabaları yeterliydi ve tatlı tatlı sorgulamaları:)

Benim gibi yaş almışlar için anlattıklarının ana adresi ise iki yıl önce okuduğum Hiçbir Yer’e Dönüş’ün hüznüydü desem…