Bir Romanın Hikâyesi: Samanyolu (Kerime Nadir)

Kerime Nadir’i Posta Güvercini romanıyla tanıdım. Kitapçı bir yakınımızın armağanıydı… Bildik, hüzünlü, “soap opera” dünyalardan biri… Önyargım da vardı yazara karşı. Sonra anılarını okudum: Romancının Dünyası. Öyle yarım da bırakmadım. İlgimi çekti. “Çok okunan bir yazar”ı okunur kılan özellikleri bir de yazarının kaleminden öğrendim. Çok okunurluğun matematiğini ve tiraj kaygısı baskınsa nedenlerini öğrendim.Samanyolu dizisinden kareler gözüme ilişince, kitaba döndüm tekrar. Bu romanın öyküsüyle ilgili satırları aradım.

samanyolu

Kerime Nadir, romanlarında anlattığı “zengin” dünyaları yaşamış, hazmetmiş yazarlardan… Samanyolu romanına ilham veren bir yaz akşamını anlattığı anısının geçtiği yer bile eserlerinin atmosferinden hiç farklı değil:

“1938 yazını yine teyzemlerin Beylerbeyi’nde, Çamlıca yolu üzerindeki köşklerinde geçiriyorduk. Çamlık bahçeler içinde iki köşk vardı. Aşağıki büyük, yukarıki küçük teyzemin köşkleriydi bunlar… Çocukluğumun ve ilk gençliğimin büyük bir bölümü bu köşklerde geçmiştir. Baharlarda çiçeklerin en güzelini ve en seçkinini o bahçelerde gördüm ben… En hoş kokulusunu da yine o bahçelerde kokladım. Yaz geceleri o bahçelerde dolaştım yıldızların altında.”

Kerime Nadir, birçok okurundan, romanlarında neden hep köşklerde, yalılarda geçen olayları anlattığı ve neden hep benzer “soylu ve seviyeli kişiler”i anlattığına dair sorular içeren mektuplar almış:

“Ben başka çevreleri tanımıyordum o zamanlar. Başka düzeydeki insanları da… Bu bir kusur ise affoluna!…”

Bir yaz gecesi, ay ışığında akraba çocuklarıyla Çengelköy sırtlarına gezmeye çıkar. uzak bir akrabası ona, Alphonse Daudet’nin Değirmenimden Mektupları’nı, özellikle de içinde yer alan “Yıldızlar”ı okumasını önerir. Bu öneri, Samanyolu romanının da ilham kaynağı olur:

samanyolu

“’Yıldızlar’ı gerçekten birkaç kere okudum hemen… Geceleri gökyüzüne bakarken, hikâyenin kahramanı küçük çobanın yerine koydum kendimi… Yıldızların adları, hayatları, aşkları, hatta evlenmeleri… Evet, bunları düşündüm uzun uzun.. Kimbilir, belki de bana göz kırpan yıldızlardan indi o ilham!? Bir eserin nüvesi genellikle müessirden doğar.. ‘Samanyolu’nu da işte böylesine bir hayal manzumesinden oluşan esinle kaleme aldım.”

samanyoluRoman, Hakikat gazetesinde tefrika edilir. 1959 baharında Kerime Nadir, Samanyolu’nun film yapılması önerisiyle karşılaşır. Kabul eder. Önce filmin yönetmeni Nevzat Pesen’in bir itirazıyla karşılaşır. Ortada sinema dünyasına uygun bir senaryo yoktur ona göre; eser, “bir gencin duygusal anılarından ibarettir”. Nadir, gerekli düzenlemeleri yapar; Pesen çok beğenir. Bu kez Kerime Nadir’in bir kuşkusu vardır. Filmde oynayacak Göksel Arsoy hakkında hiçbir fikri yoktur. Kafasındaki “romantik tip”i, “bu iri yarı sarışın gencin canlandırabileceği”ne pek aklı yatmamıştır. İkna edilir. Sonuç herkes için tatmin edicidir.

“Şunu hemen belirtmek isterim ki, rahmetli Nevzat Pesen benimle tam bir anlaşma içinde ‘Samanyolu’nun çekimini yapmıştır. O kadar ki, senaryomdaki bir küçük sahneyi değiştirmek için bile benim fikrimi sormuş, yardımımı istemiştir. Belki de filmin büyük başarısını bu uyum ve eserin aslına bağlı kalmak sağlamış oldu.”

Şimdi Samanyolu romanının dizisi yayında… Ne düşünürdü kimbilir?

Günlüğümde Samanyolu, daha önce Masumiyet Müzesi romanı dolayısıyla da geçmişti. Orhan Pamuk’un, 2010 için hazırlıklarını da sürdürdüğü fizikî Masumiyet Müzesi’ni bir anlamda Türk filmlerinin romanca tarihi olarak okumak ve özellikle Samanyolu ile ilişkisini sürerek okumak pek mümkündü çünkü.

Romancının dünyasından bir başka Kerime Nadir romanı hakkında: Hıçkırık (Kerime Nadir) Romanının Hikâyesi

*** Kerime Nadir, Romancının Dünyası, İnkılap ve Aka, 1981