Serçe Kuşun Sonbaharı (Yılmaz Karakoyunlu)-1

Serçe Kuşun Sonbaharı, (Yılmaz Karakoyunlu, 2010) iki “serçe kuş”la bir farklı düşünen “şeyh”in (Şeyh Bedreddin) ve dahil oldukları çevrelerin çokça aşka dayalı, çokça insanî, biraz isyânkâr, biraz “devrimci”, biraz iktidarların savaşına dayalı romanıdır.

İkiz kardeşler Câzibe ve Mâriye, Memlûk Sultanı Berkuk tarafından Şeyh Bedreddin ve onun şeyhi Ahlâti’ye istemleri dışında “sunulan” iki güzeldir, iki güzelliktir. Devamı safî aşktır, tutkudur hatta sınırları ustaca çizilmiş cinselliktir. Romanın ilk yarısında aşk, sultanların iktidar mücadelesine baskındır; ikinci yarıda, Şeyh Bedreddin adıyla genel kültürümüzde  canlanan portre daha belirginleşir ve Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’in öne çıktığı, saray kuşkularının belirdiği, köylü ile ağanın karşı karşıya geldiği, şiddetin boy gösterdiği ve darağacına giden sürecin yaşandığı sahneler öne çıkar.

Dört merkezin kesişim noktasında bir Şeyh Bedreddin… Şehirler ve insanlar: Paralel olay akışlarıyla, Kahire Sarayı’nda Memlûk sultanının oğlu Ferec’e ders vermekle görevli Bedreddin’le Kahire; köylü ve maden işçilerini yaşadıkları haksızlık ve maruz kaldıkları kötülüklere karşı örgütleyen Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le Ege’de Tire ve civarı; Yıldırım Bayezit ve oğulları Musa Çelebi ile I.Mehmet üzerinden Bursa ve Edirne; Ankara Savaşı için görkemli bir ordu hazırlayarak Çubuk Ovası’na süren Timur’la Tebriz

Serçe Kuşun Sonbaharı

Bu merkezlerin birleşim noktasındaki kişi de Bedreddin’dir. Timur’un alt ettiği Memlûk sultanı Berkûk için görüşmeye giden odur; Osmanlı’nın giderek bozulan durumu için Şeyh Ahlatî tarafından Anadolu topraklarına yönlendirilen kişi odur; bugünün kestirme terimiyle, sosyal adaletin sağlanmasına yönelik “sol” görüşleri halka benimsetmeye çalışırken kitleleri ardında sürükleyecek bir lider olarak Börklüce’nin önerdiği isim odur; Musa Çelebi’nin kısa süren hükümranlığında devletin kazaskeri odur ve nihayet kitleleri ardından sürükleyen gücüyle I.Mehmet’in darağacında “ibretlik” olarak idam ettirdiği odur.

Zaman içinde ayrıntılar belleğimden silinecek olsa da şunlar kesinlikle kalacak:

  • Devamı okurun düş gücüne bırakılmış örtülü cinsellik… Bedrettin’le Cazibe ve sonra Bedrettin’le Mâriye, Börklüce Mustafa ile İsabella, Timur’la İdil, Yıldırım Bayezit’le Despina, Ferec’le Lema arasında… Bedenler üzerinden duygulara vurgu yapılan fazlasıyla şiirsel satırlar…
  • Dr.Jivago’yu okurken, 1917 öncesi devrime giden süreci okumuştum; Serçe Kuşun Sonbaharı ile de Osmanlı’da Ankara Savaşı ve sonrasındaki bozulma sürecini, dört oğulla dört başlı kargaşalığı, Musa Çelebi ve Sultan I.Mehmet dönemlerini hatırlama gereği duydum.
  • Şiirsellik bu romanın belirgin bir özelliği olarak öne çıkıyor. Karakoyunlu mecazları ustaca kullanıyor. Duygular, durumlar hatta düşünceler elle tutulur birer güce dönüşüyor onun sözcüklerinde. Bir sözcüğün alt satırlarını dilerse okur zihninde genişletebilir.

şeyh bedreddin şiirleri

Şiir, şiirsellik demişken… Yılmaz Karakoyunlu, Serçe Kuşun Sonbaharı romanını anlatırken, bilinenin ya da Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı’yla aklımıza kazınanın biraz dışında bir portre ortaya koyduğunu; Bedrettin üzerine okumalarının kendisinde uyandırdığı izlenim doğrultusunda yazdığını söylemişti. Kitabın ikinci yarısından sonra, özellikle Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Bedrettin’in ayaklanma sürecinde yaşadıkları ve ölümler bahsinde benzeşse de genelde gerçekten “destan”la ilgisi yok. Ama hem Nazım Hikmet’in hem de Hilmi Yavuz’un Bedrettin Üzerine Şiirler’inin izi bu kitapta bir biçimde var. “Yârin yanağından gayri” her şeyde birliktelik romanın yinelenen motiflerinden biri…

“Börklüce sevdiği kadına sarıldı Yanaklarını okşadı. Sonra uzun uzun seyredip hükmünü özetledi:
-Yârin yanağından başka her şeyi ortak yaşamak… İşte bizim düstûrumuz bu.”

Bedrettin Mâriye’ye, Börklüce İsabella’ya söyler meselâ…  Hilmi Yavuz’un bir dizesine hoş bir gönderme de bir konuşmanın içine yerleştirilmiştir:

“Bedrettin elmayı kokladı. Bir keyif gibi içine sindirdi.
-Kim bilir ne zaman, nerede, hangi şair, mısraların en güzelinde elmaların akik, üzümlerin canfes olduğunu yazacak…”

Toplam 21 ara başlık ve bir “epilog”la bölümlendirilmiş romanda, üçü Hilmi Yavuz’un Bedrettin Üzerine Şiirler’inden; diğerleri Mevlâna’dan seçilmiş dizelerle başlatılmıştır. Tüm başlıklar, “Serçe Kuşun…..” ifadesiyle başlıyor.

(Sakin yaz günlerimin vazgeçilmez arkadaşları serçelere bu romanda yüklenen anlamı ayrı yazmak istiyorum.)

İlgili yazı:

Serçe Kuşun Sonbaharı-2

*** Yılmaz Karakoyunlu, Serçe Kuşun Sonbaharı, Doğan Kitap, 2010

Yorum: “Serçe Kuşun Sonbaharı (Yılmaz Karakoyunlu)-1

  • kitapta 10. bölümden itibaren aşağı yukar her sayfada 2-3 basım hatası tespit ettim. bu hatalar doğal olarakanlam bozukluğu oluşturmaktadır.mayıs baskısını okudum…başka baskı olup olmadığını araştırdım.tek baskı olduğunu gördüm ve tüm kitaplarda aynı hatalara rastladım.yazarın bilgisine saygılarımla…

Comments are closed.