“Hikmet Burcu”… Şiirde Kemâle Ermenin Adı…

Ayşe Sarısayın Çok Şey Yarım Hâlâ kitabında babası Behçet Necatigil’i anlatırken, onu “hikmet burcu” şairlerinden biri olarak niteler. “Hikmet burcu”, Behçet Necatigil’in bir tür şiir yolunda ilerleyenlerin aşması gereken eşiklerin altını çizdiği bir denemesinde gelinecek son basamağa verdiği addır, şiirde kemâle ermenin adı…

Bence her şair, şiir hayatı boyunca, üç burçtan: Gurbet, hasret ve hikmet burçlarından geçiyor, ilki gurbet burcudur; şair önce bir süre bir gurbeti yaşar. Sanki Robinson gibi, ıssız bir adaya düşmüştür. Sağda solda eline geçirdiği öteberiyle kendine bir barınak yapar. Bir korunma içgüdüsü, onu, bulduklarıyla bir yapı, bir çatı kurmaya ve varlığını böylece kanıtla­maya zorlar. Tam bilincinde değildir yazdıklarının ve bu dö­nemde rastlantının payı büyüktür. Beğenisi sağlam temellere oturmamıştır. Beğendikleri, iyi şairler de olabilir, kötü şairler de. Gününün ustalarına rastlamışsa, bu onun için bir şanstır. Onlar gibi yazar; onlardan farksız da, onlardan iyi de yazabi­lir. Ne var ki özentidir, taklit ve kendini arayıştır bu dönem ürünleri. Yeri, zamanca kendine yakın bir kaç kuşak içinde bir şairin tekrarıdır. Gurbet burcudur bu. Burada ne kadar kalınacağı şairine göre değişir.

 

Sonra sıra ikinci döneme, hasret burcuna gelir. Şair, kendi şiirini özlüyor, gurbetlerde oyalanmanın zaman kaybından başka bir şey olmadığını gördü. Yazdıklarında ne kadar ken­disi, ne oranda başkaları olduğunu gördü. Kendine özlemiyle dolmuştur. Yoğunlaşır, belirginleşir bu özlem. Şimdi şikâyet­leri, tedirginlikleri kişisel biçimlere girer, kendi bakış açısını, kendi yazış biçimini bu süreçte bulur. Saplantıları, inançları dikeyinde derinleşir. Sularda halkalar eş merkezlidir, kıyılara daha sert çarpar. Şair, büyülenmiş gibi, içinde uzayıp giden kendi kervanının peşinde, asıl bu hasret döneminde, önleye­mediği bir güçle kendini, kendi dünyasını aktarır bize.

 

Zaman geçer, birden görür: Çevreyi, dünyayı dilediğince bir biçime sokmanın zorluğunu görür. Mutluluk (çapı belli bir çevrenin ya da çok geniş bir alanın, diyelim dünyanın mutlu­luğu) hâlâ gerçekleşmemiştir. Bunu anlar. Anlar ki kendi kü­çük özlemlerini bile gerçekleştirememiş, yakın çevreyi bile değiştirememiştir. Gösterdikleri, hatırlattıkları yüzde kaç uygu­lanmış, sözüne dereceye kadar geçerli olmuştur; görür, yaz­dı da ne oldu!

hikmet burcu

“Sevgilerde- Behçet Necatigil Yüz Yaşında” sergisi (2016, Bilgi ve sergi fotoğrafları şurada)

O zaman hikmet burcuna girer. Hikmet çapraşıktır ve çok az değişir. Geçmişin büyük şairlerini o zaman anlar. Niçin her biri bir yerde kötümser olmuş, dışımızdaki zamanın içimizdeki vakti nasıl çabuk tükettiğini algılamanın acısıyla niçin her biri Yunus’laşmış, Hayyam’laşmış, Galip’leşmiştir. Şair, hikmet dö­neminde daha çok, değişmez alın yazısına geçer. Kader ki alın-yazısı değildir, en ileri uygarlık kesimlerinde de vardır. Ve in­san bıkar. Özlemiştir, olmamıştır, bıkar. Şimdi neye sığınacak­tır: Hikmet burcuna geçer. Şikâyetlerin, isyanın şiiri; zamanla yerini, kabulün, benimsemenin, vazgeçişin şiirine bırakır.

 

Sözlüklere baksanız, nedir hikmet; Bilgelik, gizli neden, in­sanlarca Tanrı’nın anlaşılmaz amacı. Ve bütün büyük şairler, bir gün gelmiş, hatta günlersiz aylarsız, önceden, hikmet bur­cuna girmişlerdir. Ve kalan, galiba daha çok, hikmet burcu ürünleridir. İnsanın en şaşmaz falını hikmet burcu gösteriyor; çünkü gurbetler geçici, hasretler geçici ve ebedî insan hikmet burcunda yaşıyor. (Bile/yazdı, Milliyet Sanat, 1977)

Metnin tümü için bakılabilir: “Şiir Burçları”

Soru... Katkı...