Sona Ermek (Selim İleri)… Bir “Gönül Üzgünlüğü”

Başlıktaki “gönül üzgünlüğü” ifadesi Selim İleri’nin Sona Ermek romanından. Yanına yine romandan “öncesiz sonrasız yalnızlık” ifadesini alırsam, kitabın bende oluşturduğu duygu iklimini not etmiş olurum:

“Bir kez daha yürekteki sancı. Sayrıl değil, kalbin sapasağlam. O tuhaf melankoli, gönül üzgünlüğü. Gönül üzgünlüğüyle tutuşuyorsun.”

“İlk aşklarınla iç içe ilk yazılar, yazmak eyleminin öncesiz sonrasız yalnızlık olduğunu bilmiyordun, yine bilmiyormuşsun, bu kez kara düşte.”

İlk sayfalarda anlatım dilini ve kurgusunu yakalamakta zorlandım. Kavrayınca, bi parça hüznü kendime de bulaşmış hissederek ve merak ederek okudum.

Sona Ermek2009’da TÜYAP Kitap Fuarı’nda Ayşe Kulin’le birlikte… İzleyip notlar almışım.  2017’de Sona Ermek romanından birkaç cümle: “Kitap Fuarı’nda, imza gününde -kapattın o sayfayı, özünde karşılıklı iletişimsizlik, gitgide iyi işitemediğin isimler, soyadları..”.

sona ermek

68 yaşında, yalnız yaşayan, çoğu belleğinde iz bırakan kitaplar, kitap kişileri olmak üzere hayatına dokunan kişilerin içinde ve izinde günlerini geçiren bir yazar, bir gün yıllar önce yazıp öylece bıraktığı IV.Murat roman taslağına döner. Bu kez tamamlamayı hedefler. Bazen taslaktan, bazen gündelik hayatından bir ayrıntı onu geçmiş yaşantılarına ve yazarlığa ilişkin düşüncelerine döndürür.  Genel çerçeve kısaca budur.

Selim İleri, romanının büyük ölçüde otobiyografik özellikler taşıdığını belirttiği röportajlarında (şurada ve şurada), gerçekten hacimli bir IV.Murat roman taslağının elinde olduğunu söylüyor. 68 yaşındaki “anlatıcı” da kendisinin kendine dışardan bakıp yazdığı kişi aslında. O kişinin kendi geçmişine dönük iç yolculukları ve o yolculuklarda öne çıka anı parçalarının her birini yazar Selim İleri portresiyle yan yana ve iç içe okudum desem, yeridir.

“Altmış sekiz yaşında bir yazar, yetmişine iki yıl kala, yazılamamış ya da yarım kalmış öyküleri romanlarıyla, anımsadığı, saplantıya dönüşmüş sahnelerle, film kareleri, tortu, uzaktan yankıyan müzikler, birileri dinleyecekmişçesine yazıya geçirdiğin, kâğıt parçalarında bulacaklar, binleri okuyacakmışçasına, birileri seyredecekmişçesine, altmış sekizinde senden başarısız resital! Tortu!”

“sen” ve “siz” dilinde sona doğru iki adam…

“Yazar” eşit değildir “anlatıcı” ilkesini saklı tutup bu romanın otobiyografik özelliklerini öne çıkarıp düşmek istediğim birkaç not:

Şöyle bir dizgeyle başlasam derdimi anlatabileceğim: Yazar Selim İleri, Sona Ermek adıyla bir roman yazmış. Romanın “anlatıcı”sı, bir başka metnin “anlatıcı”sını anlatmakta ve o “anlatıcı” da aynı zamanda kendi iç sesiyle kendisini anlatmakta… Romanda hikâyesi anlatılan 68 yaşındaki “yazar” için kullanılan tanımlayıcı iki ifadeden biri, “sen”, diğeri “anlatıcı”dır. “Yazar”ın hikâyesi, “sen” hitabıyla aktarılır (Sen yazarken… Sen düşündün… Sen ayağa kalktın vs.). O yazan, düşünen, ayağa kalkan adam, bir zamanlar IV.Murat’ın romanını yazmaya başlamış ama tamamlayamamıştır. Yıllar sonra, tekrar o taslağı eline almıştır. Taslakla beraber, hem IV.Murat’la ilgili notlarına, hem de kendi kişisel geçmişine dair hatırlamalarla zenginleşen ama hüznü de içinde taşıyan bir ruh hâlini yaşamaya başlar. 68 yaşın getirdiği yalnızlık ve kırılganlık da bu duygulara fazlasıyla eşlik edecektir. İç içe aynalarda, Selim İleri kendine bakar, daha doğrusu. Neyse…

Anlatıcıları bir arada gösteren bölümlerden biri:

Oysa sabahtır, erken saat. Anlatıcı çalışma masasının başında. Sayfalarca dosya kâğıtlarım okumakta; masa lambasını yakmış. Karanlık yüzlü bir gün. ‘Bu akşam vakti’ diye başlayan sayfayı bırakır: Yakın plan saptarız.

Kös kös geri döndün, Ben ki Sultan Murad Han Gâzi işe yarayan bölümleri ayıracaksın. Bu kez kararlısın, son kez. Sil baştan. Ölüm döşeğinde. Ölüm döşeğindeyken yirmi dokuz yıllık hayatı gözünün önünden kopuk kopuk geçecek

Demek Handan Sultan’ı, hayal meyal

Babanızın onun da etkisi altında kaldığını söyleyenler çok. Hiçbir şey belli değil. Babaannenizin âkıbeti belli değil.

Öğrenmek istediğiniz; yanıtlar karmakarışıktı, birbirini tutmuyordu.

Anlatıcı sigara yakar. Sigaraları saymaya başlamıştır. Bu sabah vakti üçüncü sigara.

IV.Murat metnindeki dil, “siz”dir. Anlatıcı, IV.Murat’ın hikâyesini, ona seslenen bir anlatım diliyle yazmıştır. Eh, bahsi geçen sıradan biri olmasa gerektir!

Sona Ermek

“aktris” ve “kraliçe” ve “sabri”…

Selim İleri, Sona Ermek’te yaşlı yazarın hayatında ve hatıralarında önemli bir yer tutan iki kadından, ad vermeden söz eder. İlki, “kraliçe” olarak andığı, yaşlı bir yazardır. “Kraliçe”, Peride Celal; “aktris”, Selim İleri’nin hiçbir zaman platonik aşkını saklamadığı Türkan Şoray‘dır. Gravürlerindeki bahçeler dolayısıyla adı sıkça geçen bir başka kadın sanatçı daha var: Aliye Berger.

Bu kitap bitince, muhtemelen Tanpınar’ın Yaz Yağmuru hikâyesini yeniden okuyacağım okudum. Çünkü, Sona Ermek’te ön planda yaşlı “yazar”, IV.Murat roman taslağı, “yazma” ve “yazarlık” var ama “aktris”, “kraliçe” ve Yaz Yağmuru‘nun Sabri’si de hatırı sayılır derin etkilenişlerin yansımaları olarak dikkati çekiyor. (Yeni okuyacaklara önerim, önce Yaz Yağmuru’nun okumalarıdır. Selim İleri, Sabri karakterinde kendini buluyor sanki. Hatta Peride Celâl’in “Çukur” hikâyesi de bu romanın dokusunda söz sahibi metinlerden görünüyor. )

Son söz yerine: Anlatıcı kitaplara dair çok şey hatırlar. Ben de Sona Ermek’i “Geçmiş Zaman Peşinde”(M.Proust) ve “Olvido” (Ahmet Muhip Dıranas) ile aynı duyguda okudum.

*** Selim İleri, Sona Ermek, Everest Yayınları, Mayıs 2017