Tolstoy Bir Blogger Olsa…

Tolstoy, ilkgençlik döneminden başlayarak günlük tutmuş, hayatının son dönemine kadar da bu alışkanlığından vazgeçmemiş…

Blogdan ötürü üye olduğum ve zaman zaman forum sohbetlerine laf yetiştirdiğim sitedeki blogcuların çoğu 19-25 yaş aralığında. Onların forumlara yansıyan gündemlerinde, KPSS kaygıları, blogları üzerinebeklentileri, eğitime ilişkin söyleyecek sözleri, duygu durumları var ve dahi çokça da geyikleri…

Tolstoy, onlara eş bir yaşta, günlüğüne bir not düşmüş. Bugün bir blog sahibi olsaydı, o yaşın gündemlerinden biri Tolstoy için şu olacakmış:

tolstoy

“Öğleden saat ikiye kadar Bigişev’le, uluorta konuşarak, böbürlenerek ve kendime yalan söyleyerek. İkiyle dört arasında jimnastik: Az bir dikkat ve sabırla. Dörtten altıya kadar, yemek ve yararsız alış-verişler. Evde hiç yazı yazmadım: Tembellik; Wolkonski’ye gitsem mi gitmesem mi, karar veremedim; orada pek az bir konuşma: Alçaklık. Kötü bir şekilde davrandım: Alçaklık, boş gurur, sersemlik, zayıflık, tembellik”.

Zweig’ın Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar kitabında, ortaya çıkan Tolstoy portresi, hayatı boyunca, kendinin izini süren; refah içinde yaşamış ama elli yaş sendromunda, “hiçlik” kavramıyla ve ölüm korkusuyla yüzleştiğinde, her şeyi bırakıp bir ahlak havarisine dönüşen bir adama aittir. Daha 19 yaşında, günlüğüne, “Kendimi ta derinden tanımak istiyorum.” diye yazmıştır.

Ve yaşı kemale ermiş Tolstoy, bugün bir webgünlük tutsaydı, gündemi ne olurdu :) Sorular, sorular, sorular… Yüzleşmeye devam… Soruların yanıtını aradığı yıl, 1879:

“a. Niçin yaşamalı?

b. Hayatımın ve başkalarının hayatının sebebi ne?

c. Hayatımın ve başkalarının hayatının gayesi ne?

d. Kendi içimde hissettiğim şu iyilik ve kötülük ikiliği ne anlama geliyor ve niçin var?

e. Nasıl yaşamalıyım?

f. Ölüm nedir? Kendimi nasıl kurtarabilirim?”

Anna Karenina ile Savaş ve Barış’ın yazarının kendi öyküsü de ilginçmiş gerçekten. Bir ara, bu hayatı bir de eşinin penceresinden okumak iyi olacak: Sofiya Tolstoy’un Güncesi. Dile kolay 48 yılı paylaşmışlar birlikte…

Not:

Zweig’ın günlük tutmayla ilgili hoş bir saptaması var: “Kendi hayatı başında nöbet tutmak”

Yorum: “Tolstoy Bir Blogger Olsa…

  • Rus edebiyatçılarının, filozof değil de neden yazar olduklarını hep merak ettim. hala bilmiyorum cevabını.. ama başka hayatlar derken aklıma wittgenstein geldi..

    avrupanın en zengin aileisinin çocuğu olmasına rağmen, tolstoyun aynı sorularına cevap verebilmek uğruna tüm varlığını ablalarına bırakıp, münzevi bir hayata başlar.. kimileri bulduğunu da iddia eder..

    bulmuş olsa bile ( ki felsefe kitaplarından pek anlamam ve onun bulduğunu bulmam mümkün de değil), hayatının melankoli ile geçtiğini ve hep mutsuz olduğunu gözden kaçırmamak gerek..

    belki de ruslar bu melankoliden kaçınmışlardı..

    tolstoyun blogu olsaydı ne yazardı bilemem( ihtimalle gün içerisindeki tembelliklerini yazardı yine, tabii aynı konumdaki bir tolstoydan bahsediyorum), ama wittgenstein’ın hayatın anlamsızlığı üzerine söylevlerde bulunacağından eminim :)

Comments are closed.