Türkiye’de Yazar Olmak-2

“okumaya

Ayşe Kulin, kendisine dönük “zengin kocalı burjuva kadın” algısının, “Türkiye’de yazar olma” serüvenine nasıl ket vurduğu anlattı. İlk sözü kendisi almıştı.

Önce yazar olmayı tanımladı: “Yazar olmak, benim için, anlatacak lafı olan, yazacak şeyi olan insan olmaktır.”

İlk eserlerin genelde otobiyografik özellikler taşıdığı bilgisini Kulin de tekrarladı: “Bütün yazarlar önce kendi eteklerindeki taşı dökmek istiyor.”

Ayşe Kulin

Ayşe Kulin, Selim İleri

Yazacak konu bulmak açısından da herhangi bir sorun yok ona göre. Çünkü: “Biz bu açıdan çok şanslıyız. Bitmek tükenmek bilmeyen bir malzeme var. Türkiye’de yazar olmak, konu bulmak açısından kolay. Konu sıkıntısı yok.”

Zorluk, Ayşe Kulin’i başka alanlarda etkilemiş. Yayın dünyasının kendisini iyi bir yazar olarak kabullenme süreci umduğundan çok uzun sürmüş. Genelde, “zengin kocalı burjuva kadın” imajına takılmış… Bir edebiyat dedikodusu da yaptı bu arada: Tomris Uyar’la sınıf arkadaşı olduklarını belirterek, onun, kitaplarını kolayca yayınlatabilmesini, “Eşleri ve sevgilileri solcuydu.”  değerlendirmesiyle karşıladı.

Dönemin genel yapısında geçerli olan “solcu” kimliğin kendisini dışladığını söyledi. Aidiyeti olmaması, engel oluşturmuş. İlk kitabı Güneşe Dön Yüzünü, Yazko’dan çıkmış. Arkadaşı Mustafa Kemal Ağaoğlu’nun yerine gelen Erol Toy, basım masraflarını üstlenmesini istemiş Ayşe Kulin’den. Kitap basılmış. Çokça yazım yanlışları, mürettip hataları içeren bir basım olmuş:

“Sevinçten ölmek istiyordum; üzüntüden ölmek üzereydim.”

Foto Sabah Resimleri, arka arkaya Haldun Taner ve Sait Faik öykü ödüllerine değer bulunmuş. Arkasından onu edebiyat dünyasına tanıtan Adı Aylin gelmiş. Böylece, edebiyat çevrelerinin kabullendiği bir yazar kimliğine ulaşmış nihayet. İronik bir değerlendirme geldi bunun üzerine:

“Üstüme ‘çok satan yazar olma lâneti’ çöktü.”

Konuşmanın bu noktasında sözü Selim İleri’ye bıraktı. (Meraklısına, bir önceki blog girdisi)