Üç Kız Kardeş (İclal Aydın)

Üç Kız Kardeş ; olay akışının çağrışımlarla ilerlediği ve dolayısıyla takip edilebildiği, akışta da sürprizlerin okuru karşıladığı bir roman. Hüznü içinde bir iyilikler masalı da denebilir:

“’Anne, gerçek gibi anlat,’ dediğinde, ‘Gerçek nedir?’ diye soruyorum kendime. Sorumun kısmi yanıtı oğlumun vurguladığı o gibi kelimesinde saklı aslında. Yani diyor ki, korkuyu, acıyı, üzüntüyü atlama, saklama anlatırken. Onları geçiştirme. Yeniden yaşa, yaşayarak anlat, bana da yaşat. O kötü şeyler yokmuş gibi yapma. Bana masal anlatma, hayatını anlat, diyor…
O hayatı bir masalın içinden geçirmezsen anlatmaya değecek bir etkisi olmaz ki, diyemiyorum elbette.”

Öyle de olmuş. Dönüş’ün diline İclal Aydın’ın duru dili ve “Dünyayı iyilik kurtaracak.” duruşu sinmiş.

Üç Kız Kardeş

Dönüş’ün sevgili ailesinin dizi hâli

üç kız kardeş özet

Özet, romana ve okurlara saygısızlık olur ama şu kadarı söylenebilir belki:
Kocaman entrik durumlar yok ama tam bir “Cehenneme giden yollar iyilik taşlarıyla döşelidir.” durumunun hakim olduğu ayrıntılar çok fazla. Misal: Kız kardeşlerin büyüğü Türkân’ın annesi, güzeller güzeli kızının iyi bir evlilik yapmasını ister. Somer’in annesi, oğlu bir “kötü kadın”dan kopsun ister. Türkan ve Somer evlenir ama isteklerle sonuçlar ne kadar uyuşur?! Misal: Anne, ortanca kız kardeş Dönüş’ün çocukluk aşkı Serdar’la bağını koruyacak mektupların kızına ulaşmasını, Serdar’dan ve bu aşktan tamamen bağımsız bir nedenle ve kaygıyla engeller ama yıllar alacak hüzünlere kapı açtığını düşünemez! Küçük kız kardeş Derya’nın seçimlerinin dönüp kendini vurması…

Roman, bir çerçeve hikâye ile açılıyor ve kapanıyor. Defne, teyzesinin kendisine teslim ettiği defteri okur. Amerika’dadır ve hemen öncesinde, uçağa binmeden teyzesi herkesten saklayarak kendisine emanet etmiştir. Romanın kapanışı, “Turkuaz Yıllar” bölümüyle, yine Defne’yle, Amerika günleriyle ve örtük bir sürprizle yapılır.

Defter, Defne’nin okumayı ve yazmayı seven Dönüş teyzesinin kaleminden çıkmıştır. Baskın, ilkelerinde tavizsiz, bir o kadar da merhametli öğretmen Nesrin Hanım’la, munis, dengeyi koruyan, her adımı iyilikle bezeli Sadık Bey’in çocuklarıyla içinden geçtiği hayat, “ortanca çocuk” Dönüş’ün tanıklığında anlatılmıştır.

Hayatın herkes için farklı durakları, eşikleri var. Romanda, ortak duraklar ve her aşıldığında bir parça da büyüten, olgunlaştıran, törpüleyen, yıkan eşikler renklerle bölümlenmiş: Mavi, sarı, yeşil ve turkuaz yıllar.

İlk üç renk, Dönüş’ün defterinde akar. “Mavi Yıllar”… Ayvalık’ın, Cunda’nın mavisi, orada geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının hayallerini karşılayan duru gökyüzü mavisi diye okudum hep. “Sarı Yıllar”… Hayatın yorgun, tekdüze, düş kırıklıklarıyla yüklü erken düşmüş sonbahar hüznü… “Yeşil Yıllar”… Nefes alıyorsak her zaman umut vardır iyimserliğinde ve yeşilçam tadında… Ayvalık’a dönüş, dinginlik, huzur… Kabullenişler… Huzur…
Üç Kız Kardeş
İclal Aydın, Ayşe Arman’a verdiği bir röportajda, Üç Kız Kardeş romanını önceki iki romana bağlamıştı. Son sayfaya geldiğimde anladım ki bağlantılı dördüncü romana da bir çentik atılıvermiş. Hatta, daha doğrusu, daha en başta, “Prolog”da Defne kendi hikâyesini yazmaya başlamış aslında…

Eh biraz da yazarının hayatından beslenen bir roman elbette…

Bu kitabı, hiç okumadan, sadece İclal Aydın’ın umuda kapıyı hep açık bırakan ufkunu ve akıcı anlatım dilini bildiğim için iki “hasta” ortamına hediye etmişim. Etmişim diyorum, birini tamamen unutmuşum. Yatağa ve hastane odasına bağlı iyileşme döneminde ruha iyi geleceğini düşünmüşümdür. Kitabı okurken Dönüş’ün hastalığının ve iyileşme sürecinin anlatıldığı sayfalarda şaşırdım.

Neyse, iyi seçimmiş. Tek başına Mesut’un hikâyesi yetermiş dedim bitirince. Bir şey daha içimden geçti. Bir kız kardeşim yok. Olsun isterdim. Okuyunca daha da çok istedim.

üç kız kardeş dizi hâli…

üç kız kardeş
Üç Kız Kardeş dizisinin anne (İclal Aydın) ve babasını (Reha Özcan) diziden bağımsız da severdim. İzlerken de romandaki hallerini buldum ama sanki romandaki annenin tatlı sert oranı, sertlikten yana daha baskındı. Dizidekinin içine İclal Aydın kaçmış, roman da onun içinden çıkmış olsa da :)

Dizideki kayınvalide Rüçhan Hanım ise tam tersine daha sert geldi. Romandaki kayınvalidenin içinden sonradan nasıl bir mesafe ve şiddet çıktığını anlayamamıştım. Dizideki sayesinde anladım.:)

Kızlar, sözcüklerle çizilenlerle uyumluydu. Dönüş’ün sesinden -hatıra defteri üzerinden- çokça bilgilendirme olduğu için sesini daha net, daha duru kullanmasını beklerdim. Sözcüklerin yutulduğu yerler olmasa…

Mine, kitabı okuyanlar için dizi sürprizi diyelim. Yaprak Dökümü’nün oyuncularından birinin, ince bir kitaptan 3-4 sezonluk dizi çıkmasına ilişkin söylediğinin somut örneği olmuş. O zaman blog notuna şöyle bir şey düşmüşüm:

Demek istedi ki: “Mesela, Şevket hapishaneye düşer. Bizim yaptığımız, böyle bir ayrıntıyı alıp genişletmek ve ‘Bir adam hapishaneye düşerse ne yapar?” sorusunun ardına düşmektir.”

“Gücünün ve ne istediğinin farkında bir kadından ne çıkar?” sorusunun, “Rüçhan Hanım modelinden farklı olarak kendi hayat alanını koruyanı nasıl olur?” versiyonuna yanıtı da dizide verilecek galiba. Somer’i kitaptan az biraz “kalas” olarak almışım belleğe. Dizideki tam tersi çıktı.

İlk bölümde şöyle bir uzaktan gösterilen, benim ve dahi kitabın gizli baş kişilerinden Mesut’un hikayesinin dizi halini merak ediyorum.

Sevdim dizi halini de. İzlerimm.

*** İclal Aydın, Üç Kız Kardeş, Artemis Yay., 2017