Üslûb-ı Beyân Ayniyle İnsan

Mario Levi’nin Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanının ilk bölümü, bir topluma ve bir kente ait olma duygusunu değişik yönleriyle ve ince ince işleyen dikkate değer bir metin içeriyor. İzak, hem kendi penceresinden, hem öteki pencereden görünenleri, bağırmadan, usul usul okurun beynine akan yalın cümlelerle anlatıyor; azınlıktan bir vatandaşın ait olduğu topluma karşı aidiyet duygusunun düzeyi ve toplumun o vatandaşı ne kadar kendine ait saydığı gibi ince, derin meseleler bunlar… Benim daha romanın başlarındayken günlüğüme taşımak istediğim ayrıntı ise, bu sosyolojik durumun dil ve düşünce çerçevesinde kendine bulduğu karşılık…

dil ve düşünce bağının çarpıcı bir örneği

Mario Levi, azınlıktan birinin toplumda ne tür bir kabul gördüğünü anlatırken, aslında, dilin kültürü taşıyan ve yansıtan gücünü de çok güzel örnekliyor. Öte yandan, aynı gerçeklik için seçilen farklı sözcüklerin, nasıl da bir anda o gerçekliği değiştirebildiğini, yumuşatıp kabullenilebilir kıldığını gösteriyor. Aşağıdaki örnekte, yahudi bir vatandaşın toplumun zihninde bulduğu karşılık ve onun kendisini değerlendiriş biçimi dil üzerinden yapılmış. Sonu da zaten dile bağlanan bir görüşle bitirilmiş:

dil ve düşünce

 Kapaktaki sözcükler de kendi iletisi için fazlasıyla yeterli

Cimri olduğumuzu ilk duyduğumda, şaşkınlık ve biraz da üzüntüyle dedeme koşmuş, kendisinden, “gerçeği aydınlatmasını” istemiştim örneğin. “Bize cimri diyorlar, doğru mu?” sorusuna aldığım karşılık, sıcak, belki de hafiften buruk bir gülümsemeyle, bugün hâlâ çok iyi hatırladığım, bana şimdi o ince o mizah geleneğinden süzülmüş haliyle dönen, yalın, ama bir o kadar da müthiş bir cümleydi: “Hayır değiliz… Sadece biraz tutumluyuz…” Korkaklıkla ilgili düşüncelerini sorduğumdaysa, bu yakıştırmaya da yine gülümseyerek, başını hafiften sağa sola sallayarak karşı çıkmış, çok kısa bir süre düşündükten sonra da, mırıldanarak “belki biraz temkinli…” karşılığını vermişti. Buradaki mizahın derinliğine, hatta hüznüne varmak çok zamanımı aldı. Bazı sözlerin kaderidir bu. Günü geldiğinde, gerçek etkileri ve asıl temsil ettikleriyle karşımıza çıkarlar. Onları hayatınızdan atamazsınız, siz de bu hayata bakışın bir yerlerinde duruyorsunuzdur çünkü artık. Mirasın hak ettiği değeri bulması bir yaşama uğraşını gerektirir.

Yeni başladım ama okunarak tadına varılabilecek kitaplardan olduğunu söyleyebilirim. Hemen her sayfada, bir yerlere not etsem dedirten cümleler var, en azından kendi payıma… (Bitti. Okunası: Karanlık Çökerken Neredeydiniz)

Buradan Recaizade Mahmut Ekrem’e de bir selam gitsin,  değil mi ki, “Üslûb-ı beyân, ayniyle insandır” …

*** Mario Levi, Karanlık Çökerken Neredeydiniz, Doğan Kitap 2009

2 Yorum: “Üslûb-ı Beyân Ayniyle İnsan

  • ışıl ışıl

    16/09/2009 at 14:35

    Çocuklukta, belli ki birden fazla kez duyulan, eğer kişiyi doğrudan ilgilendirmiyorsa üzerinde hiç düşünülmeden kabul ediliveren ve belleğin bir yerinde dışarı çıkmayı bekleyen tanımlar var bunlar gibi.

    Yetişkin olunca durum uygun hale geldiği bir an tak diye ağızdan dökülüverir. Amaç birilerini karalamaktan ziyade bilinen (!) bir deyim ya da sözle bir şeyleri daha anlaşılır biçimde ifade edebilmektir.

    Denetim mekanizmasının devreye girdiği farkediliyorsa ne ala çünkü işte o zaman o sözlerin gerçeklikleri ve hangi amaçla ortaya bırakılmış olabilecekleri üzerinde önyargısız düşünebilmek için bir şans var demektir.

    Çocukluktan yarım yamalak anımsadığım bir-iki-üçler diye başlayan ve çeşitli ülkelere yakıştırılan pek de olumlu olmayan tanımlamalarla dolu bir tekerleme var; hala dillerde mi bilmem. Onları bize kim öğretmişti acaba?..

  • elifin günlüğü

    16/09/2009 at 18:29

    Işıl Hanım’ı tanımak istediğimi fark ettim :) Ne güzel katkılarınız var… Teşekkürler…O tekerleme bizim oyunlarımızda da geçerdi ama sözlerini hatırlayamadım şimdi.

Comments are closed.