Ustam ve Ben (Elif Şafak)

Anadolu’da küçük bir çocuk, annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu üvey babasından bir gün intikam almakla sınırlı hayat ufkunu, bir gemi yolculuğunda hayal edemeyeceği bambaşka bir dünyaya çevirir. Gemide Hint şahından Sultan Süleyman’a hediye olarak gönderilen beyaz bir fil yavrusu ve “kötü kalpli” gemi kaptanı Delibozuk Reis vardır. Reis, filin bakıcısının öldürülmesine göz yumar; küçük çocuğun fil bakıcısı olarak saraya girmesini ve kendisi için hırsızlık yapmasını planlar. Bunun karşılığında çocuğun hayatı kurtulacaktır.

konusu

Hikaye sarayda başlar. Çocuk “filbaz”dır, birilerinin inandığı, birilerinin inanmış gibi yaptığı Hintli fil bakıcısı olarak uzun yıllar sarayda yaşayacak; öte yandan Mimar Sinan’ın önce çırağı sonra kalfası olarak onun hayatına tanıklık edecektir.

Bir de karşılıksız bir aşk hikayesi eklenecektir bu hayat çizgisine. Mihrimah Sultan’a duyulan bitimsiz, platonik aşk…

Ustam ve Ben, adı Cihan olan bu çocuğun, İzmir’de başlayıp Hindistan’da Agra’da asırlık bir yaşlı olarak devam eden, içinde birçok Avrupa kenti geçen macerasıdır.

ne değildir? bana göre mimar sinan’ın hikayesi değildir.

Mimar Sinan romanda vardır; azmiyle, sükunetiyle, art arda yaptığı camiler, su kemerleri, rasathane, köprüler vs.ile. O kadar ermiş, o kadar bilge bir Sinan kimliğiyle ki üstelik… Sinan’ı tanıma isteği uyandırması yeterliyse evet ama yetmiyor. Sinan, iyi kalpli ve başarılı bir sermimar sıfatıyla Cihan’ın hayatında yer tuttuğu kadar var. Yaptıklarıyla var ama ruhuyla, mesela bir eseri biçimlendirirken yaşadığı duygularla veya yaşam biçiminin bu yoğunluktan etkilenişiyle veya ailesiyle bu süreci yaşama biçimiyle yok.

Aşağıdaki satırlar, Sinan’ın olumsuzu da içinde barındıran olumlu yönlerinin özetidir:

“Ancak bu hadiseden sonra anladım ki Sinan’ın sırrı ne sertliğindeydi ne yıkılmazlığında, çünkü sert de değildi, yıkılmaz da. Onun sırrı değişikliklere ve aksiliklere uyum sağlama kabiliyetindeydi. Bizim cesaretimiz kırılırken o çareler üretiyordu. Her seferinde harabeler içinden kendinden emin, yeniden inşa edebiliyordu. Ne benim gibi ahşaptan, ne Davud gibi madenden ne Nîkola gibi taştan, ne de Yusuf gibi camdan mamuldü. Ustamın malemesi akan suydu. Ve ne vakit herhangi bir engel yolunu kapatacak olsa, bir şekilde, ya altından, ya üstünden, ya etrafından do­laşıyor, çatlaklardan bir yol buluyor, akmaya devam ediyordu.”

Bu satırlarda adı geçen Davut’u bu hikayenin önemli kişilerinden biri yapan özellik de alıntıda gizlidir.

Ustam ve Ben

hatta ne de fil Çota’nın hikayesidir…

Bu arada, Jose Saramago’nun Filin Yürüyüşü kitabından “intihal” olduğu tartışması, o romanı da okuyunca taraf olmak gerektiği için beni aşar. Bağımsız düşünüldüğünde, bu romandaki, bir yavru fille bir çocuk arasında, ana yurtlarından uzakta oluşun getirdiği yakınlıkla kurulan sıcak bir insan-hayvan sevgisidir. Diğer kitabın anlattığı fil Süleyman’ın bahsi bu kitapta da geçiyor. Cihan, Roma’ya yolculuk yaptığında Avrupa’da böyle bir filin varlığını duymuştur.

ustam ve ben, sevginin ve merakın biçimlendirdiği bir hayatın romanıdır…

Sevilen ve merak edilen nesnelerin ve canlıların hiçbiri Cihan’a ait değil ama sevgi ve merak, adım adım bir hayatı kurmaya yetebilmiş. Kitabın son cümlesi, her şeyin özeti:

“Öğrenme aşkıyla geçti ömrümüz, aşkı öğrenemesek de…”

Yani, aşkın ve arayışın romanıdır.

(Kendine ait olmayanları umarsızca, çıkarsızca severek ve onlara hizmet ederek büyüyen “aşık” Cihan, hatta Delibozuk Reis’in zorlamasıyla yine kendine ait olmayan nesnelere eli uzanan “hırsız” Cihan, Elif Şafak’ın tasavvufa ilgisi dikkate alındığında farklı bir katmanda da pekâlâ yorumlanabilir. Bir “hamdım, piştim, yandım” süreci şeklinde…)

Cihan’ın en belirgin özelliği merak. Bu merak zaman zaman Cihan’ın başını belaya soksa da roman okurunu bir dönemin yaşantıları üzerinden ruhuna ulaştırmakta elverişli bir araç olmuş yazar için. Bu sayede, boğdurulan bahtsız şehzadelerin yahut Zigetvar’da ölü padişahı diri gösterme çabasının bile tanığı yapılabilmiştir.

Okurun payına düşen bir merak ögesi daha vardır ki bir süre sonra, “Kim olabilir?” sorusunu sordurtur. Cihan da okur da yanıt için romanın son sayfalarına kadar gelmek zorundadır. Eh, merak, iyi bir motivasyon aracıdır ve bazen yazarların çok işine yarayabilir!

romanın bence en başarılı yanı, yarattığı 16.yüzyıl ortamı ve ruhu.

Öyle bir yüzyıl ki ihtişamı da görmüş; vebayı, yangını, depremi ve ayaklanmaları da… Her biri roman sayfalarında kendine yer bulmuş. Her birinin İstanbul’u ve insanlarını kırıp geçirmesi hissettirilmiş.

Aynı ortamın çok renkli çok dilli çok kozmopolit yanı da bu ruhun bir parçası. Bir dolu neredeyse tek sayfalık küçük hikayede, Osmanlı’nın insan mozaiği yansıtılmış:Hristiyan Arap Karlı Gabriel, Mecnun Şeyh, mahpus Kaymaktabağı, Çerkez hamam sahibi, Kürt tellal, sahaf Simeon, devşirmeler vb. ve Cihan’ın her zor durumdaki kurtarıcısı, “yetmiş iki buçuk millet”ten insanın “buçuk” kısmına dahil kişisi Roman Balaban… “Hüzünlü” fahişeler… Sinan’ın kalfaları, Davud, Yusuf, Nikola… Hayvan terbiyecileri aslanbaz Olev, Sibiryalı Taras, timsah bakıcısı Kato, ayı terbiyecisi… Sarayın açık gizli kahramanları ağalar ve romanın nedense sonuna kadar bir gölge gibi adı geçip sonlarda belirleyici bir isme dönüşen dadı Hesna Hatun…İtalyan elçiler, ressamlar…Padişahlar, Kanuni, Selim, Murat…

Mihrimah’ı unutmamak lazım. Muhteşem Yüzyılı’ı da düşününce, insan kurmaca dünyalarda Mihrimah’a biçilen aşklara gülümsemeden edemiyor! Yaşasa ne derdi? Gerçi romanda, önce fili sonra sahibini muhabbetle seven bir hâmi, arkadaş dolaylarında bırakılmış. (Elif Şafak, romanın sonuna koyduğu açıklama kısmında, Mihrimah’ı daha uzun yaşattığını ve bazı tarihî bilgileri, kurduğu dünya için az biraz tahrif ettiğini belirtir. )

Romanın son bölümünde de bu kez Hint şahı ve Hintliler girer devreye. “Ustamdan Sonra” kısmı zorlanmış gibi. 80’i devirmiş Cihan, Tac Mahal inşaatında!…

Çift anlatıcılı bir roman, Ustam ve Ben. Cihan’ın hatırladıklarını anlattığı bölümlerle “tanrısal” anlatıcının anlattıkları birbirine bağlanarak sağlanan bir akış sözkonusu.

Not: Romanda en etkilendiğim bölüm rasathanenin yapılması, yıktırılma süreci ve yıktırılmadan önce Cihan’ın Mimar Sinan’ın isteğiyle müneccimbaşı Takiyeddin’in kitaplarını kurtarma çabası…

***Elif Şafak, Ustam ve Ben, Doğan Kitap, Aralık 2013

2 Yorum: “Ustam ve Ben (Elif Şafak)

  • Henüz yeni sıyrıldım Şemspare’nin dünyasınsan. Beklentilerimi karşılamadı pek ama seviyorum Şafak’ın üslubunu. Uzun uzun anlattığın bu son romanini da özellikle okumak istiyordum. Yazın isteğimi daha da artirdı; teşekkürler

  • Okuma günlüğü

    10/01/2014 at 22:23

    480 sayfanın hatırı vardır belki uzunluğunda:)

Comments are closed.