“Hello World!

Galiba Mavi Tüy‘ün giriş öyküsüydü. Bir öğrenci yıllığına yazdığımı da hatırlıyorum; Sophie’nin Dünyası’ndaki bir öyküyle ilişkilendirip öğrencilerimle paylaştığımı da… Irmağın derinlerinde taşlara sıkı sıkı tutunarak yaşamlarını sürdüren canlılardan biri, bir gün taşlara tutunmayı bırakıp akışa kendini bırakmak ister. Çevresindekiler karşı çıkar. Akıntıda savrulup yiteceğini söylerler. O vazgeçmez. Savrulur, yalpalar, bocalar; ama sonuçta yüzeye çıkmayı ve daha önemlisi ırmağın akışına uyarak kendi iç ritminde soluk almayı başarır:

“Irmağın daha aşağılarında yaşayan ‘tutunmayan yaratığın’ yabancı olduğu başka yaratıklar bağrıştılar, ‘Mucizeye bakın! Bu yaratık bize benzemesine rağmen uçuyor! Hepimizi kurtarmaya gelen Mesih’e bakın!

 

Akıntıyla sürüklenen yaratık şöyle dedi,

 

Ben sizden daha fazla Mesih değilim. Irmak bizi özgürce havalandırmaya dünden razı, yeter ki biz bunu göze alalım.”

Öğrencilere yaşamı taşımak için taaa ortasında olmak lazım..Yaşadığın kent kadar değil, ülke kadar değil, dünya kadar olmak lazım..

>> hayata dipnot