Yüz Yüze Konuşmalar Yaşayan Edebiyat

Sosyal medyanın güzel yüzü: Geçenlerde, bana önce yüksek lisans arkadaşlarımdan biriyle yeniden iletişim kurma fırsatı verdi, sonra onun bittiğini müjdelediği bir projeden haberdar oldum. Bugün de Youtube’da Yüz Yüze Konuşmalar Yaşayan Edebiyat kanalında bu isimlerle yapılan söyleşilerin yayınlandığını gördüm. İlk duyduğumda, Ruşen Eşref’in Diyorlar ki’si aklıma gelmişti. Kayıtları görünce “modern zamanlar” getirilerini unuttuğumu fark ettim. :)

yüz yüze konuşmalar yaşayan edebiyat

Yüz Yüze Konuşmalar Yaşayan Edebiyat, Telif Hakları Derneği tarafından ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle hazırlanmış. Projenin hedefi ve ortaya koyulan eser hakkında dernek başkanı Cafer Vayni’nin açıklaması:

“İlk defa Türk edebiyatında 50 edebiyatçıyı, yazarı, şairi 50 uzman edebiyatçıyla karşı karşıya getirerek karşılıklı sözlü tarih çalışması yapılan bu çalışmanın sonucunda 2 cilt prestij eseri ortaya çıktı, proje kapsamında 15-20 dakikalık 50 belgesel film üretildi.”

(14.9.2018/ Cafer Bey, yazımı okumuş, maille ulaşarak kitabı ulaştırmak istediğini belirtmişti. Yüz Yüze Konuşmalar, artık iki ciltlik şık bir kitap olarak da elimde. Çok incelikli bir davranıştı. Buradan da teşekkür ederim tekrar.)

Basılı hâli “prestij yayın” olarak çıkan bu çalışmanın danışma kurulunu, Hüseyin Su, Şaban Sağlık ve Alaattin Karaca oluşturuyor. Onlar, aynı zamanda, söyleşi yapanlar arasında da yer alıyor.

Proje çerçevesinde, edebiyat dünyasıyla bağlantılı 50 isimle söyleşiler yapılmış, söyleşiler yazılı ve dijital olarak kayıt altına alınmış. Dijital olanlar, Youtube’da yukarıda verdiğim bağlantıda izlenebilir… Bu notu düştüğüm sırada 46’sının kaydı vardı.  Bir ayrıntı: Alim Kahraman hem söyleşiyi yapan hem de kendisiyle söyleşilen olarak diğerlerinden ayrılıyor. Ortalama 15-20 dakika süren her kaydın başında, ilgili kişiden bir cümleye yer verilmiş.

Yüz Yüze Konuşmalar Yaşayan EdebiyatYüz Yüze Konuşmalar Yaşayan Edebiyat Youtube Kanalı’nın ekran fotoğrafı

isimler ve manşete çekilen cümleleri:

Her biri elbette kendi yazı dünyalarında var olma hikâyeleriyle tek tek dinlenesi… Bu başlık altında benim yaptığım, sadece, her kaydın başında yer alan cümleleri kendi içinde tasniften ibarettir!

& Özdemir Asaf’tan mülhem olsun ilk grup… Birinciliği yalnızlığa verdiler: Selim İleri (“En büyük mesele o yalnızlığın içinde yazı yazmaktır.”),Osman Konuk(“Büyük sanatçılar büyük yalnızlardır.”), Enis Batur (“Yazmaya başladıktan sonra insan yalnızdır.”), Ferit Edgü (“Benim için yazmak yalnızlığa karşı bir tepkidir.”), Leyla İpekçi (“Yazmanın en önemli koşulu yalnızlıktır…”).

& İkinci grup için Sait Faik akla gelsin… Yazmasalar, okumasalar…: Semih Gümüş (“Okumasam çıldırabilirim.”), Hüseyin Su (“Yazmasam olmayacaktı.”)Cihan Aktaş (“Yazmak benim için bir tutku…”)Ethem Baran (“Öykü benim için bir tutku…”),Adnan Özer (“Şairlikten başka çarem yoktu.”). Bir tür iyileşme hâli: Yıldız Ramazanoğlu (“Yazmak bir yerde direnmek, müdafaa etmektir.”) Buket Uzuner (“Edebiyatın iyileştirici ve dönüştürücü gücüne inanıyorum.”), Ali Haydar Haksal (“Öykü ya da yazı benim için duadır.”).

& Şimdiki gruba Turgut Uyar eşlik etsin, mevzu aşk olmasa da! Hayata ve yazıya kafa yoran pencereden başka ufuklara baksalar da sonuçta “aynı göğe bakanlar” da bu platformda buluşmuş görünür: Sadık Yalnızuçanlar (“Varlık birdir…”)Şükrü Erbaş (“Aşk, Devrim, Şiir…”).

Felsefik duruştan devam: Alim Kahraman (“Hayatın gerçekliliği ile edebiyatın gerçekliği tamamen farklıdır.”), Cemal Şakar (“Her gerçek aynı zamanda doğru olmayabilir.”), Necip Tosun (“Her gerçek aynı zamanda doğru olmayabilir.”). Hata yoksa, bu cümleler aynı!

& Hayata dair sözün odağında “şiir” de başı çekenlerden: Sibel Eraslan (“Şiir cesaret işidir.”), Mehmet Can Doğan (“Bir dize geldiğinde yazmazsanız bir daha gelmez.”) Ali Günvar (“Şiir dilin kendisidir.”), Abdülkadir Budak (“Şiiri kadardır şair…”), Ataol Behramoğlu (“Her şiirin kendine özgü bir hikâyesi vardır.”), Haydar Ergülen (“Şair olmaktan çok şiir yazmak esas…”), Arif Ay (“Roman şiiri, şiirden daha çok besliyor.”), Süreyya Berfe (“Şiir olacak malzemeyi önce yürek görür, sonra göz, daha sonra akıl…”),  Veysel Çolak (“İmkânsız insanın şiirini yazdım.”), Tuğrul Tanyol (“İyi şair, iyi şaire karşı çıkmaz.”).

yasayan-edebiyat

“Hikâye”, şiirin ardından: Sevinç Çokum (“Hümanist bir anlayışla hikâyeye başladım”), Ömer Lekesiz (“Öykü, öykü olması bakımından öykü olması gereken şeydir”),  Cemil Kavukçu (“Ben bir öyküyü yazarken önce görüyorum.”), Necati Mert (“Biz beklediğimiz için öykü gelir.”).

& Önce “söz” vardı… Hüseyin Atlansoy (“Söz dediğimiz şey kağıtta değil, kalemin içindedir.”), Turan Koç (“Söz dilden daha derin…”).

& Mütevazı kanatta soluklanıp “okuma”yı öne çekenler: Oğuz Demiralp (“Ben ara sıra yazan bir okurum.”), Fatma Barbarosoğlu (“Benim için aslolan okumak…”)Ali Ural (“Zulümün karanlıklarından kitaba kaçtım.”).

& ve diğerleri: Rasim Özdenören (“Kitapların hepsi emek mahsulü.”)Kayahan Özgül (“Beş cümle biyografi, yirmi beş cümle kitaplar…”),  İnci Aral (“Zaman satın alıyorum, yazabilmek için.),  İbrahim Yıldırım (“Ben yerleşik bir yazarım.”),    Gürsel Korat (“Sokak Hayatını Dolu Dolu Yaşadım.”), Doğan Hızlan (“Hayatım boyunca zor olanı seçtim.”),  Abdullah Uçman (“Bizim hayatımızda emeklilik yoktur.”),    Adnan Özyalçıner (“Benim bütün meselem, metin…”). 

Yüz Yüze Konuşmalar Yaşayan Edebiyat yelpazesinde Hasan Ali Toptaş, İhsan Oktay Anar, Ayla Kutlu, Zülfü Livaneli gibi yaşayanlar hanesindeki başka isimleri de gözüm aradı. İsimlerin neye göre seçildiğine dair bir not:

“Türk edebiyatının 50 şair ve yazarla sınırlandırılamayacağını vurgulayan Karaca, 50 ismin seçilmesinde nasıl bir yol izlediklerini anlattı. Karaca, ‘Bu projede siyasi görüşler, ideoloji, inanç ve benzeri sebeplerle kriter koyulmadı.” diyerek, seçilen isimlerin farklı görüşlerden olmasının bunun delili olduğunu dile getirdi.’ (Basın İlan Kurumu)

Merakım bâki kalmakla birlikte, kendisiyle yapılan söyleşide Doğan Hızlan’ın durduğu noktada durup emeğe saygı duyayım:

“Bir insanı yok etmek çok kolay. O emeği reddetmek, o emeği hiçlemek çok kolay. Ama onu yaşatmak, onu övmek, onu desteklemek çok zor. Ben de hayatım boyunca zor olanı seçtim.”

Yine de kayıtların başında yer alan cümlelere bir dönüp yazım hatalarını dikkate almalarını öneririm. Ferit Edgü ve Selim İleri’den seçilen cümlelerdeki “yanlız”(!), Oğuz Demiralp’in cümlesindeki “arasıra”(!), iki satıra taşan cümlenin satır başına gelen sözcüklerini büyük yazmak vb. düzeltilse, iyi olur sanki! Cemal Şakar’la Necip Tosun birebir aynı cümleyi mi kurmuş, bir bakmakta yarar var!

“Yaz okumaları” denen keyifli okuma türü gibi ben de bir süre “yaz dinlemeleri” keyfi yapacağım bu blog notunu düştükten sonra.

Projenin sitesi: Yüz Yüze Konuşmalar

derkenar:

Bazı isimler de okulumuzda ağırladığımız dönemlerden,  farklı zamanlarda, öğrencili söyleşiler dışında, ODTÜ kampüsündeki ya da aynı kampüs içinde bulunan okulumuzdaki çaylı kahveli muhabbetlerden aşina olduklarım:  Mario Levi, Semih Gümüş, Buket Uzuner, Doğan Hızlan, Şükrü Erbaş, Haydar Ergülen, Cemil Kavukçu ve onunla söyleşen, kendisi de bir yazar olan Fadime Uslu gibi…

Ataol Behramoğlu’nun yukarıya aldığım sözündeki “hikâye” başka bir şey midir bilemem ama anlattığı bir şiir hikâyesi de kızımın ilgisini çekmişti fazlasıyla…

Yüksek lisanstan Alaattin Karaca’yı, doktoradan Yakup Çelik’i uzun bir aradan sonra bu kayıtlar aracılığıyla görmek de benim arkadaşlıklar hanemde kişisel anı kaydım olsun. Ben taşradan sınırlı izinlerle gelebildiğim zamanlarda, Millî Kütüphane’nin sınırlı kitap alma koşullarıyla boğuşurken arka depolarda rahatça yayınların tozunu attıran Kayahan Özgül’e de selam… :)