Zaman En Mutlu Anda Donsun…

Başlık dikkatimi çekti önce: “Fuzûlî ve Faust”. Çok eski bir yazı… Burhanettin Batıman yazmış. Bir şair ve bir tiyatro eserinin kahramanını, daha doğrusu, iki ayrı çağın ve kültürün sanatçısını aynı yazıda buluşturan ortak nokta, aşk… Batıman’a göre, bu aşkın maddî ya da manevî olmasının, platonik ya da tasavvufî nitelik taşımasının ya da beşerî olmasının bir önemi yok. Önemli olan, her iki sanatçının da “sevmek kabiliyetine malikiyeti” ve bunu ifade edişteki kudretidir. Karşılaştırmalarla ilerleyen yazıda, Fuzûlî’nin aşk anlayışı ve kaynakları üzerinde durulmuş; Faust’un aşk ardında geçirdiği “merhale”lere değinilmiştir. Yazarın baktığı pencereden Faust, aşkla olgunlaşırken üç aşamadan geçer: Önce erotik, sonra estetik ve nihayet etik… Fuzûlî, acıya talip, acıyla terbiye edilmişlerden… “Galip olur bu yolda mağlup olan” çizgisinde…

Fuzûlî ve Faust

İlgimi çekense, aşkta nereye ulaşıldığından çok, yazarın başka bir değerlendirmesi oldu: Faust’un macerasında bir yandan insanı mutlu kılacak “gerçek” bilgiye ulaşmak varken, öte yanda, kendini aşarak bir tür tanrısal bilgiye erişmek de vardı. Bu, trajik bir durumu içeriyordu. İnsan, kaçınılmaz bir ikilemde, aşılamaz bir kıskaçta görülüyordu. Çünkü, yaratılmış olarak doğanın bir parçasıydı… Bilinci olan bir varlık sıfatıyla, doğadan daha üstündü… Ama, ne kadar azmetse de Tanrı katına çıkamıyordu, ondan aşağıda bir çıtaya razı gelmek durumundaydı.

“Bu suretle, bahsi geçen ahenksizliğin ıztırapları içinde kıvranan modern insan, Rönesans insanı, hayatın hiçbir noktasında huzur ve sükûna kavuşamaz; mesut bir birlik ve bütün halinde, tam bir ahenk ve harmoni içinde müsterih olarak yaşayamaz.”

Belki o nedenle, Faust, Mephisto’yla işbirliğinde, insanı kandırabilecek onca şeye rağmen, kanmaz, bir türlü mutlu olmaz, iki arada bir derede nerede duracağını bilmez bir adam olarak hayatın içinde savrulur. E, Ziya Paşa haklı ne de olsa:

“Ya dehre gelmeseydim, ya aklım olmasaydı.”

*** Burhanettin Batıman, “Fuzûlî ve Faust”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C.2, Nr.3-4, 31 Mayıs 1948

Soru... Katkı...